MENU
senay-gungor

Engelli Çoçuğa Sahip Olmak

pinar-holt

Biz Çocuklarımızı İhmal Edersek İstismarın Sonu Gelmez!

Serhat Şahin

20 Şubat 2018 (0) YORUM OKUNMA: 3565 Köşe, Serhat Şahin Yazıları

Neden Okuyorsunuz?

Neden Okuyorsunuz?

Bugün Nasılsınız? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Her gün olduğu gibi bugün de şükürler olsun ki uyandınız, duş aldınız ya da üşendiğiniz için yüzünüzü yıkamakla yetindiniz, kahvaltınızı yaptınız, ev halkıyla vedalaştınız, ayakkabılarınızı giyip evden dışarı çıktınız. Arabanıza ya servisinize ya da otobüse bindiniz. İnsanlar…

İşinize ya da okulunuza gittiniz. Gün başladı ve zaman bir şekilde geçti. Öğlen oldu, acıktınız. Arkadaşlarınızla ya da yalnız başınıza yemeğinizi yediniz. Yemekte etrafınızda Çeşit Çeşit İnsanlar…

Sonra işinize gücünüze kaldığınız yerden devam ettiniz. Akşam oldu. Okul ya da işiniz bitti. Evinize gitmek için yola koyuldunuz. Alışveriş için markete uğradınız, evde eksik olan şeylerin listesini kontrol ettiniz. Marketlerde Çeşit Çeşit İnsanlar…

Akşam olduğunda evinize vardınız ve bilgisayarınızın ya da televizyonunuzun başına geçip ‘’ başkalarının ne yaptıklarını ya da nasıl yaşadıklarını’’ izlediniz. Gün bitti. Tekrar uyudunuz…
Rutin bir hayatla devam ederken aniden bişey oldu. Hastalandınız…
Ama planda yoktu.
Hastaneye gittiniz, tedavi olacaksınız, etrafınızda Çeşit Çeşit İnsanlar…

Planda olmaz zaten böyle şeyler. Allah korusun bir yerden başka bir yere giderken ayağınız takılıp düşebilirsiniz. Ya da sabah uyandığınızda duş almak için girdiğiniz banyoda ayağınız kayabilir başınızı sert bir zemine çarpıp zarar görebilirsiniz. Evden çıkmadan hava durumunu kontrol etmediğiniz için ince giyinip üşütüp hasta da olabilirsiniz. O kadar çok kötü şey gelebilir ki artık günümüzde başımıza, hayatımızı o kadar hızlı yaşıyoruz ki…
‘’Kaza geliyorum demez ‘’ derlerdi eskiler. Ama günümüzde artık kaza geliyorum diyor. Neden mi? Çeşit Çeşit İnsanlar…

Robotlar gibi olmaya başladık toplum olarak. Programlanarak yaşıyoruz sanki. Bize verilen rolleri oynayan oyunculardan farksız olmaya başladık. Uyu diyorlar uyuyoruz- satın al diyorlar satın alıyoruz, itaat et diyorlar – ediyoruz. Hayatımızı idame ettirmek için para kazanmak zorundayız ya hani; sırf bu yüzden çoğumuz sevmediğimiz işlerde çalışıp hayatımızı tüketiyoruz. Ve modern toplumun bize dayattığı şeyleri yapmak zorunda kalıyoruz. İyi de neden sadece bir tane ömrümüz varken bunu sevmeyerek, istemeyerek, şikâyet ederek, zengin olma hayalleri kurarak geçiriyoruz?

Televizyonlarda, internette, radyoda, gazetede firmalar Sevgililer Günü ile ilgili reklamları o kadar çok gösteriyorlar, bilinçaltımıza öyle bir işliyorlar ki hiç ihtiyacımız olmadığı halde, sırf ‘’indirim’’ yalanıyla bizi kandırarak tüketmemize sebep oluyorlar. Reklamlar ya da sosyal medya bize yılın hangi zamanında, hangi tarihinde neyi kutlamamız ya da neye tepki vereceğimize dair bize kasıtlı bir yönlendirme yapıyor. Ve biz de ışık gören ateş böcekleri gibi o olgunun etrafında toplanıyoruz. Bu hafta sevgililer günü, sonraki hafta alışveriş haftası, babalar günü, anneler günü, vs. Bunların hepsini neden sadece 1 güne sığdırmaya çalışıyoruz? Sevgilinize çiçek ya da hediye almak için illa o günü beklemek zorunda mısınız?

Her neslin ortalama 25 yıl gibi bir sürede yenilendiğini düşünelim. 2018 yılına kadar dünya üzerinde kaç milyon insan yaşadı, kaç yüz yıl geçti küçük bir hesap yaparsanız;

Her 100 senede ortalama 3 nesil değişiyor diye hesaplayalım. 1900’lü yıllarda Dedeniz – Babanız ve Siz birer birey olarak bu toplumda yaşadınız. Ve her birey bu yaşamı bir bayrak yarışı gibi daha ileriye götürmeye çalıştı. Bazısı kendisini ya da atalarını başarılı buldu, bazıları daha iyisini yapabileceğini düşündü.
Peki, benim sorum çok daha basit. Siz neden yaşıyorsunuz?
Ben neden yazıyorum?

Neden izliyor, neden sadece seyirci kalıyor, neden istediğiniz hayat yerine başkalarının size ‘’uygun’’ gördüğü hayatı tekrar ediyorsunuz? Alıştığımız düzenlerden çıkamıyoruz. Etrafımızdaki duvarları aşamıyoruz. Kendimizi değil de başkalarına göre yaşıyoruz. Kendimizden çok başkalarını önemsiyoruz. Başkaları için fotoğraf çekiniyor, başkaları görsün diye pahalı arabalara biniyor ve bütün bunları kendi kanallarımızda insanlara izlettiriyoruz. Kim daha çok izlenirse ya da kim daha çok beğenilirse onları da toplumun önde gelen ya da sevilen simaları haline getiriyoruz… Ya da geldiğimizi sanıyoruz. Çeşitliliğin içinde kendimize bir yer arıyor ve o yeri korumaya çalışıyoruz.

Bize sunulan sürenin sonuna geldiğimizde hiç kimse bu dünyada sahip olduğumuz şeyleri bize geri veremeyecek. Bedenimiz bile artık bizim olmayacak. Yazlık bir otele tatile gitmek gibi düşünün. Belli bir süre o tatili yapıyoruz ya hani, süre bittiğinde hiç bir şey almadan oradan ayrılıyoruz ya, tam olarak bu.  Tek bir farkla; orada yaşadıklarımızı ve öğrendiklerimizi bizden sonra gelen nesillere –bu dünyanın yeni misafirlerine aktarabiliyoruz. Yani daha önce eğer Fethiye’ye gittiyseniz, çocuğunuza Fethiye ile ilgili bilgi verebilirsiniz ancak. Hayat da tam olarak böyledir bence. Ne kadar çok şey tecrübe eder, ne kadar çok okur, yaşar ve öğrenirseniz, kendi çocuklarınıza o kadar güzel bir hayat hazırlamış olursunuz. Siz istediğiniz kadar ev- araba – para ya da varlık bırakmak için uğraşın, sizden sonra çocuğunuz sizin emeklerinizi nasıl kazandığını bilmeden düşünmeden harcayacak ve belki size bir hayır duası bile etmeyecek.

O yüzden siz siz olun, çeşit çeşit insanın yaşadığı, tüm güzelliklerin olduğu bu dünyanın sizden sonraki misafirlerine iyi bir insan olmayı öğretmeyi deneyin. Geri kalan her şeyi onlar zaten sizden daha hızlı yaşayacaklardır.

 

Paylaş: Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on LinkedInShare on TumblrEmail this to someone

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*