Okur: Din için Sağlıklı Bir Kaynak ve Yöntem Anlayışına İhtiyaç Var
Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Kaşif Hamdi Okur, dinin doğru anlaşılması için sağlıklı bir kaynak ve yöntem anlayışına ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
İmam Hatip Lisesi ve İlahiyat Fakültesi Kurma ve Koruma Vakfı (İMVAK) tarafından düzenlenen “Kur’an İslamı Ne Demektir?” konulu konferansa İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Kaşif Hamdi Okur, konuşmacı olarak katıldı.
Türkiye’de Osmanlı modernleşmesi süreci içerisinde Kur’an’a dönüş vurgusu yapılmakla, yenileşme taraftarı Batıcıların kendilerini “Hakâik-i Kur’âniyye (Kur’ân hakikatları) dindarları” olarak tanımlamakla birlikte, sistematik bir düşünce olarak “Kur’ân’a dönüş” hareketinin Cumhuriyet döneminde, ilahiyat alanında akademik çalışmalar yapılmaya başladıktan sonra filizlendiğini anlatan Prof. Dr. Okur, “Ancak Türkiye’de “Kur’âncılık Söylemi” farklı varyantlarla kendisine taraftar bulmuştur. Bu bağlamda “Kur’ân’a Dönüş Hareketi” ile “Kur’ân İslam’ı” söylemi arasında ayrım yapmayı gerektiren önemli bir nokta vurgulanmalıdır. Kur’an’a dönüş söylemi içerisinde değerlendirilen yukarıdaki isimler Kur’ân’ın ana kaynak olduğuna vurgu yapmakla beraber, temellendirilmesinde ve bazı detaylarda görüş ayrılıkları olmakla birlikte, Hz. Peygamber’in Kur’ân’ı açıklayıcı fonksiyonunu “prensip olarak” inkâr etmemektedirler. Ancak Kur’ân’a aykırı olduğunu düşündükleri birçok hadisi ve bu hadislere dayalı hükümleri reddetmekte bir sakınca görmemektedirler. “Kur’ân İslam’ı” söylemine göre ise dinin tek kaynağı Kur’an’dır. Kur’ân’da olmayan bir şey dinde yoktur. Hem Kur’an’a dönüşten bahsedip hem de Sünnet’in açıklayıcı fonksiyonunu gündeme getirmek bir çelişkidir. Kur’ân’a uygun hadislerin olabileceği iddiası ise tam bir safsatadır. Bu çelişkiden kurtulmak için “Kur’ân, tüm Kur’ân, başka şey değil sadece Kur’ân” diyen gerçek Müslümanların sayısının artması gerekmektedir. Görüldüğü üzere, her iki eğilim arasındaki bu önemli fark iki grubu da ayrı ayrı incelemeyi gerektirmektedir” diye konuştu.
“Gerek “Kur’ân’a dönüş” gerekse “Kur’ân İslam’ı” söylemleri, “Mushaf” üzerinde şekillenmiş bir “Kur’ân” ve rivayet külliyatı üzerinde şekillenmiş bir “Sünnet” algısından hareket etmekte, nüzul ve metinleşme süreçlerini yeterince dikkate almamaktadır” diyen Prof. Dr. Okur, “Her iki akımın da çağdaş dünyanın verili durumundan etkilendiği, bu durumla İslam hükümleri arasındaki gerilimi azaltacak bir portre ortaya koymaya çalıştığı gözlemlenmektedir. Fıkıh usulü bağlamında meseleye yaklaşıldığında, birinci söylemin ciddi hatalar ve sapmalar barındırdığını, ikinci söylemin ise temel kabulleri açısından fıkıh usulünün belirlediği çerçeveyle bağdaşmasının mümkün görünmediğini ifade edebiliriz” ifadelerini kullandı.