Çorum HAFİF KAR YAĞIŞLI -2°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

BEŞ ELEMENT

BEŞ ELEMENT

Cem Yılmaz’ın senaryosunu yazdığı ve başrolünü oynadığı bilimkurgu türünde olan Gora filmini seyredenler hatırlayacaklardır. Filmde İstanbul Kapalıçarşı’da turistlere halı satan kurnaz Arif karakteri uzaylılar tarafından kaçırılır, daha sonra ateş, su, toprak ve tahta olmak üzere dört elementi kullanarak Dünya’yı tehdit eden büyük bir felaketi önler. Aslında bu elementlerden ağacı hatırlamaz ve ona tahta diyerek ti geçer. Birçok filmde gördüğümüz bu elementler hikâyesi nedir? diyerek biraz konuyu derinleştirmek amacıyla kaynaklara bakacak olur isek Orta Asya’da yaşayan Türklerin eski inancı olan Şamanizm’e baktığımızda bu unsurları görebiliriz. Bu elementler doğa içinde var olan ve yaşama büyük etkisi olan unsurlar olarak tanımlanmaktadır. Eski Türkler elementlerin ruhları olduğuna inanırlar ve onlara saygılarını sundukları çeşitli törenler yaparlarmış. Aslında bu saygı sunma her şeyin bir ruhu olduğu yani yapısı olduğunu inanmaktır, tapmak amacı taşımaz.  Günümüz bilim anlayışında ve tasavvuf inancında da maddeye bakış onu, yapısını anlamaya yöneliktir. Her maddenin yaratılış doğasına uygun bir molekül yapısı ve şekli vardır. Bilimsel bakışta; maddenin doğasına uygun hareketleri nelerdir? Onu oluşturan unsurlar nelerdir? Dışarıdan bir kuvvet etki ettiğinde veya fiziki şartlar değiştiğinde maddenin tepkisi nedir, gibi çeşitli soruları birçok yöntem kullanarak araştırır ve sonuçlara ulaşmaya çalışır. Tasavvuf ise görünenin ötesinde göremediğimiz maddenin arka planını soyut anlamda yorumlar.

Temelde tüm elementleri beş ana grupta toplayabiliriz. Bunlar “ağaç, ateş, toprak, metal ve su”dan oluşmaktadır. Bu elementlerin birbirleri ile olan ilişkisinde belirli doğa kuralları vardır. Kısaca özetlersek; birbirlerini beslerler (güçlendirir), bu eylemi yaparken kendilerini zayıflatırlar ve aynı zamanda her elementin zıttı olan diğer element onu yok edebilir. Bu kuralları aklımızda tutarak elementleri incelediğimizde şunları tespit ederiz:

  1. Her bir element belli bir sıra içinde hareket eder ve kendisinden sonra gelen elemente hayat verir. Buna yapıcı denge denir. Ağaç, ateşi besler, çünkü ateşe atılan ağaç ateşin çoğalmasına sebep olur. Ateşin külleri toprağı yaratır. Toprak metale hayat verir, topraktan mineraller şeklinde metal çıkarılır. Metal sıvı haldeyken suya dönüşür, su da ağacı besler.
  2. Zayıflatıcı döngü yapıcı dengenin tam tersine işler, her bir element bir sonraki elemente hayat verirken zayıflamış olur. Ağaç ateşi beslerken kendisi tükenir, ateş toprağı oluştururken zayıflar. Toprak da aynı şekilde metali oluştururken tükenir. Metal suya kendi gücünden verir ve zayıflar. Su da ağacı beslerken etkisi zayıflar.
  3. Elementlerin arasındaki akış yapıcı bir denge içinde olabileceği gibi, yıkıcı ya da zayıflatıcı denge içinde de olabilir. Yıkıcı dengede her bir elementin birbirini ters etkilemesi, ele geçirmesi söz konusudur. Bu da bir dengesizlik yaratabilir. Örneğin ateş metali eritir, metal ağacı keser, ağaç toprağa baskındır, onu tutar ve zayıflatır. Toprak suya hâkimdir, onu bulandırır ve çamur haline sokar. Su da ateşi söndürür.

Bu elementlerin birbirine etkileri ise enerjiyi ortaya çıkarır. İnsanda fiziksel olarak Dünya’daki bu elementlerin belirli oranda karışımında oluşmuştur. Her insanda bu oranlar farklıdır. Bu elementler doğası gereği birbirleri ile etkileşiminden doğan farklı türdeki enerjilerin açığa çıkmasıyla insan yaşamını yönetir. Bu enerjilerden nasıl faydalanacağımızı bilmek ise kendini bilmek yolunda atılan bir adımdır. Burada derinleşen konuyu anlamak için önce pişmemiz gerekir. Yunus Emre’nin şiirlerinde dediği gibi “ hamdık (çiğdik), piştik, Elhamdülillah”. Pişmek ise yaşadıklarımız sonucunda aldığımız derslerdir yani olgunlaşmaktır. Bu dersler bazen acı bazense tatlıdır. Hangisi bizim yapımızın ihtiyacı ise o hak tarafından bize gönderilendir. Kabul vermek, sabır göstermek, farkında olabilmek ise olgunlaşmaktır yani tecrübedir. Bunları anlatmak kolay, yaşamak ise zordur. Bunları yaşarken bunun kendi lehimize olduğunu anlamak ve sonra da şükür edebilmeyi seçmek ise en yüksek mertebedir. İşte burada ihtiyacımız olanı anlamaya somut ve soyut anlamda bakabilmek yolunda her zaman bir öğrenci olduğumuzu unutmamalıyız.  Aslında her şey birbiri içinde var olan birer güçtür. Hem besler, hem zayıflatır hem de yok eder.  Bu nedenle kötü ya da iyi yoktur. Hangisini seçersen o senin gerçekliğin olur!…

Bu hayat yolunda gönül gözümüzün açılması ve hepimizin sağlıkla, güzellikle ve hayrımıza olacak şekilde farkındalığımızın artması dileğiyle.

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Televizyon Dizilerinde Yaşamak

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Don`t copy text!