Çorum KAPALI -2°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

İNŞAAT SEKTÖRÜ VE SALGIN

İNŞAAT SEKTÖRÜ VE SALGIN

Dünya çapında yaşanan yeni korona virüs salgınına dair ilk hastanın ülkemizde tespit edilmesi sonrasında, olaylar çok hızlı gelişti ve çoğumuz işlerimizi evlerimize taşıyarak, düzenimizi değiştirdik. İşe gitmek zorunda olan vatandaşlarımız ise riskleri göze alarak, mümkün olduğunca önlemlere sadık kalarak, hayat mücadelesine devam ediyor. Bu tehlikenin hepimizin etrafında olabileceğini fark ettiğimiz ilk zamanlarda bir eczaneye uğramıştım. Mesafe kuralına uyarak içeri alınıyorduk, burada bir sorun yoktu. Önümde, giysisi üzerinde ‘ameliyathane’ yazan bir sağlık personeli duruyordu ve ilaçlarının hazırlanma sürecinde, eczacı ile sohbet ediyordu. Bir anda üzerimdeki ciddi hava akımını fark ettim. Kapının üzerinde yer alan ‘hava perdesi’ çalışıyordu. Bilindiği gibi, hava perdesi ortam havasını sürekli olarak üzerinden döndüren ve bu arada havayı ısıtan bir cihazdır. O an endişeye kapıldım. Olası bir taşıyıcının etrafa bırakabileceği virüsün, hava perdesi ile ortama yayılma ihtimali konusunda eczacı arkadaşı uyardım. Mekanı ısıtmak için yapabileceği başka bir şey olmadığını söyledi. İşte o gün, eve döndükten hemen sonra, virüsün, klima ve havalandırma sistemleri aracılığı ile yayılması olasılığı üzerine yazmaya ve kamuoyunu uyarmaya karar verdim. Bu satırları sizlerle paylaşma imkanı bulabilmek de beni daha fazla motive etti. Şu an elimizde yeni korona virüse özgü çok az bilimsel çalışma olsa da, aynı virüs ailesine ait geçmiş tecrübelerimizle, yayılıma neden olabilecek konuları ortaya koymaya ve tedbir önerileri sunmaya çalışıyorum. Bu sıcak günler geçtikten sonra kimlerin, nerede bu virüsü aldığı üzerine yapılacak araştırmalarla daha net bilgilere ulaşacağız.

Yapmak istediğim, kendi alanım kapsamında, evlerden dışarıya çıkma koşullarını tanımlayabilmek. Evden dışarı adım attığımızda, bindiğimiz asansörde, seyahat ettiğimiz taşıtlarda, gittiğimiz ofis, alışveriş merkezi, restoran, sinema, tiyatro gibi kapalı alanlarda nelere dikkat edersek, bu virüsün yayılımını önleriz, işte bunların altını çizmeye çalışıyorum.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, ‘Tesislerde sertifikasyon dönemi başlayacak, gerekli önlemleri alan tesislere sertifika verilecek, ardından faaliyete geçebilecek.’ diye bir beyanda bulundu. Bu açıklamayı çok önemsedim. Toplu olarak bir arada bulunulacak tesislerin insan sağlığı açısından risk yaratmaması için uygulanması gereken kriterlerin tespit edilmesi ve sertifikalandırmanın hakkaniyetle yapılması durumunda elbette bu tesisler açılabilir. Bu önlemler içerisinde yer alması gereken, ısıtma, havalandırma ve klima sistemlerine dair pek çok konu var, süreci dikkatle takip edeceğim.

Şu noktanın altını bir kez daha çizmek isterim. Havalandırma ve hava akımı, doğru tasarlanırsa, belirli hastalıkların bulaşmasını kontrol etmek açısından etkilidir. Yani bazı durumlarda enfeksiyonlar, havalandırma-klima sistemlerinin yokluğunda bulaşır. Havalandırma sistemi ile, mahallere taze hava sağlanır, kirli hava dışarıya tahliye edilir, oda içindeki hava temizlenir. Ama ‘havayı’ ısıtmak ve soğutmak göreceli olarak daha yüksek bedellerle kurulan sistemler gerektirir. Son yıllarda çok katlı binaların ardı ardına gökyüzüne yükselişine tanığız. Dikey yapılaşma anlayışının daha yüksek kazanç amacı taşıdığını artık hepimiz biliyoruz. Bu kazancın içerisinden, proje hizmetlerine para ödemek istemeyen kimi müteahhitlerin, işleri ehil olmayan kişilerle çözdüğünü de biliyoruz. Ya da malzeme satan firmalara giderek; ‘siz çözün sistemleri, projeye ne gerek var?’, ‘pahalı havalandırma sistemleri istemiyorum, ona göre çözüm üretin’ diyenleri de biliyoruz.

İşte bu tür yaklaşımlar sonucu, ne yazık ki son yıllarda ülkemizde çoğu binalar, bina tipinin ihtiyacına göre değil, ucuzluğu ve işletme kolaylığı ön plana çıkan sistemlerle çözüldü. Plazalar diye penceresi açılmayan, taze hava imkanı kısıtlı binalara kapandık. ‘Hasta bina sendromu’ diye yeni hastalıklar ortaya çıkardık. Sabah girdiğimiz lüks binalardan akşamları baş ağrısı ile ayrıldık. Bir yer satın alırken, depreme dayanıklılığına, enerji sertifikasına bakmak yerine, duvar kağıdına, mermer mutfak tezgahına aşık olduk. Umarım artık dersimizi alırız ve bugünden sonra, insan hayatına değer kattığı sertifikalandırılmış binaları seçeriz. İnşaat sektörü de tekrar bilimin ışığı ile aydınlanır.

Filiz Pehlivan
20 Nisan 2020

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Sevgi basitti, karmaşık olan bizlerdik

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Don`t copy text!