• CANLI TV İZLE
  • CANLI BORSA
  • Çorum 17° HAFİF YAĞMUR
    • Adana
    • Adıyaman
    • Afyonkarahisar
    • Ağrı
    • Amasya
    • Ankara
    • Antalya
    • Artvin
    • Aydın
    • Balıkesir
    • Bilecik
    • Bingöl
    • Bitlis
    • Bolu
    • Burdur
    • Bursa
    • Çanakkale
    • Çankırı
    • Çorum
    • Denizli
    • Diyarbakır
    • Edirne
    • Elazığ
    • Erzincan
    • Erzurum
    • Eskişehir
    • Gaziantep
    • Giresun
    • Gümüşhane
    • Hakkâri
    • Hatay
    • Isparta
    • Mersin
    • istanbul
    • izmir
    • Kars
    • Kastamonu
    • Kayseri
    • Kırklareli
    • Kırşehir
    • Kocaeli
    • Konya
    • Kütahya
    • Malatya
    • Manisa
    • Kahramanmaraş
    • Mardin
    • Muğla
    • Muş
    • Nevşehir
    • Niğde
    • Ordu
    • Rize
    • Sakarya
    • Samsun
    • Siirt
    • Sinop
    • Sivas
    • Tekirdağ
    • Tokat
    • Trabzon
    • Tunceli
    • Şanlıurfa
    • Uşak
    • Van
    • Yozgat
    • Zonguldak
    • Aksaray
    • Bayburt
    • Karaman
    • Kırıkkale
    • Batman
    • Şırnak
    • Bartın
    • Ardahan
    • Iğdır
    • Yalova
    • Karabük
    • Kilis
    • Osmaniye
    • Düzce
    • Lefkoşa
    • Bakü
    • Amsterdam
  • İMSAK'A 02:00

  • HABER GÖNDER

  • CANLI SONUÇLAR
  • İDDAA PROGRAMI
  • VİDEO GALERİ
  • FOTO GALERİ

Lahitten Öğrendiklerimiz

Lahitten Öğrendiklerimiz
Yol yapımı sırasında, inşaat yapılırken, alt yapı çalışmaları yapılırken, tünel kazılırken ortaya çıkan tarihi eserlerle ilgili haberleri yurt genelinde çok sık duyuyoruz. Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın uzun tarihsel geçmişi göz önüne alındığında birçok medeniyete ev sahipliği yapması nedeni ile bu durum doğaldır. Nitekim Salı günü İlimizde yapılan bir yol çalışması sırasında Roma Dönemi’ne tarihlendirilen bir lahit çıktığını duyduk. Lahitin kapağı açılınca içinden bir kadın iskeleti ve bazı cam kırıkları bulunduğu İlimiz Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri tarafından ifade edildi. Roma Dönemi lahitlerinde kişinin ölümden sonraki yaşamında ona rehberlik etmesi amacıyla içine çeşitli hediyeler konulması bir gelenektir, genelde ölünün göz kapaklarının üzerine veya bazen de ağzının içine bir sikke konur. Bu sikke Roma mitolojisine göre ölümden sonra kendilerini nehrin öte yanında bulunan cennete götürmesi için kayıkçı Haron’a verilecektir. Ancak lahiti açınca olması gereken bu buluntuların ele geçmemesi lahitin belirsiz bir dönemde soyulmuş olduğunu bizlere göstermektedir. Antik dönemlerden beri mezar hırsızlıklarının var olduğu bilinmektedir. Günümüzde ise 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununu ile kültürel mirasımızın korunması hukuken sağlanmıştır. Bu nedenle bugün sizlerle tarihi eserlerin ortaya çıkış şekilleri ve korunması üzerine sohbet etmek istiyorum.
2012 yılında Amasya İlinde kaplıcası ile ünlü bir köy yerleşiminde yapılan bir kazıya Hitit Üniversitesi adına katıldım. Kazı yapılan alanın hemen yanında beş yıldızlı bir termal otel inşaatı yükseliyordu. Bahçe bölümünde ve köyün içinden geçen yol boyunca devam eden alanda ise Roma Dönemine ait hamam kalıntıları bulunmaktaydı. Otel inşaatından önceki dönemlerde yerel belediye tarafından tarihi hamamın bulunduğu alanda havuz yapacağız, su borusu döşeyeceğiz, alt yapı sistemi yapacağız diyerek mimari kalıntıların büyük bir bölümü yok edilmişti. Temel seviyesinde mimari kalıntılara ve ufak, tefek küçük buluntulara rastladık. Roma hamamlarının zeminleri mozaik taban döşeme ile kaplı olurdu. Ancak kazı esnasında gördük ki alt yapı çalışmaları sırasında alanı kaplayan toprağın altı üstüne çıkmıştı ve mimari tahribatın boyutu o kadar çok büyüktü ki, iki aylık kazı boyunca maalesef herhangi bir mozaik taban döşemesi tespit edemedik. Benzer bir durum ise ilimiz sınırları içerisinde mevcuttur. Mecitözü İlçesine bağlı Figani Köyü kaplıcalarından çıkan termal suyu kilometrelerce daha aşağıda bulunan başka bir araziye taşımak için kazı yapıp künk döşediler. Bu kazılar sırasında ise herhangi bir tarihi esere rast gelindiğine dair herhangi bir haber yerel basında yer almadı. En azından ben hiç duymadım. Bu olaydan daha önce ise tarihi binaya bitişik yeni kaplıca yapıları inşaa edilmişti. Daha sonraki dönemlerde ise kaplıca alanı bir şahsa kiralandı. O dönemde ise tarihi yapının içine yeni hamamın suyu akıtıldı. Doktora tez çalışmalarım esnasında bu alanda bulunan Roma Dönemine ait mimariyi inceleme fırsatı buldum. Konferans, panel, sempozyum sunumları ve yayınlar ile yapının önemini ve yapılması gerekenleri kamuoyu ile paylaştım. İlimiz kültür ve turizmine katkı sağlayacak bu alanın, alınan kararların bir sonucu olarak mevcut sanat tarihi dokusu bozuldu. Geriye kalanlar ise maalesef büyük bir bütünün ufak bir parçasıdır. Bu alanlara sebebi ne olursa olsun akademik çalışma yapılmadan dokunulması büyük bir kültürel kayıptır. Ancak Amerikalıların dediği gibi artık “too late/çok geç”. Mevcut şeyi bozduktan, yıktıktan sonra eski haline getirmek ise restorasyon denilen çalışmalar ile mümkün olabilmektedir. Bu ise maliyeti çok yüksek bir çalışmadır. O nedenle iş o aşamaya gelmeden gerekli önlemleri almamız gerekmektedir.
Kültürel değerlerimizin korunması bağlamında Üniversitelere bakıldığında somut kültürel mirasla alanında akademik çalışmalar yapan çok az bölümün mevcut olduğu görülmektedir. Bu bölümlerde bulunan öğretim görevlisi sayısı ise büyük şehirlerde ki üniversitelere göre yeterli bulunmamaktadır. Kültürel miras çalışmalarına bölüm katkılarının ne kadar olduğu Üniversitelerin web sayfalarından da taranabilir. Diğer yandan bu çalışmalara Üniversitelerin katkı sağlamasına sekte vuracak bazı hukuki engellemeler de mevcuttur. Kültür ve Turizm Bakanlığının 17.06.2016 tarihinde yürürlüğe giren “Kültür ve Tabiat Varlıklarıyla İlgili Yapılacak Yüzey Araştırması, Sondaj ve Kazı Çalışmalarının Yürütülmesi Hakkında Yönerge”nin 4. Maddesinin ç bendinde “Kazı başkanı adayının en az “doçent” unvanına sahip bulunması” gerektiği belirtilmektedir. Oysaki doktora yapmış birçok genç öğretim üyemiz bulunmaktadır. Doçent sayısına baktığımızda diğer meslek gruplarına göre bu alanlar için geçerli olmak üzere sayının oldukça az olduğu ve bu unvanın 40 yaşı veya üzerinde alındığı görülür. O yaştan sonra ise insanda kazı yapmak gibi zahmetli bir çalışmayı yapma şevki sizce ne kadar kalmıştır? Bu açıdan konu sorgulanmalıdır. Genç, hevesli insanları yıllarca bekletip, kazı yapmasını engellemek ne kadar doğrudur?. Diğer yanda ise Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı müze çalışanları, lisans mezunu da olsa kazı yapabiliyor iken öğrencilik yıllarından beri bu kazılara giden, doktorasını yapmış Üniversite de hoca olmuş, ayrıca müzede çalışan bu kişileri yetiştiren doktor öğretim üyesi olan bu kişilere kazı yapma izni verilmemesi bir çelişki değil midir? Umarım yeni bir yönerge ile bu konu düzenlenebilir. Haftanızın güzel geçmesi dileğiyle.

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0
sf TÜRKİYE'DE KORONAVİRÜS
8.701.934

VAKA

8.229.167

İYİLEŞME

75.999

ÖLÜM

472.767

AKTİF VAKA

sf DÜNYA'DA KORONAVİRÜS
260.679.482

VAKA

131.473.367

İYİLEŞME

5.189.507

ÖLÜM

129.206.115

AKTİF VAKA

Yazarlar
Video
Galeri
ankara escort
sex porno porno film porno seyret sex video porno izle porno sex sex izle bodrum escort sex hikaye

istanbul escort

manavgat escort manavgat escort bayan belek escort manavgat escort

Kesin Karar Gazetesi'e üye olun

Zaten üye misiniz ? Buraya tıklayarak Üye girişi sağlayabilirsiniz.

Kesin Karar Gazetesi'e giriş yapın

Henüz üye değil misiniz ? Buraya tıklayarak Üye olabilirsiniz.

Don`t copy text!