Çorum
Kapalı
-4°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
42,9664 %0.08
50,6224 %0.03
Ara

Hatıralarla Türk Mûsikîsi (116) Santuri Edhem Bey (1855-1926)

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İbrahim Ethem Bey, 1855 yılında İstanbul’un Beyazıd’ın Soğanağa Mahallesinde doğar. Babası Yeniçeri Ali Ağadır. 1826 yılında Vaka-i Hayriye olayından kaçarak kurtulur. Sonra bir gemide kaptanlık yapar. Savaşlarda yararlıklar gösterir, nişan alır. Edhem Bey’in annesi Fatma Hanımdır. 

Edhem Bey, ilkokuldan sonra Soğukçeşme Askerî Rüştiyesini (ortaokul) okur. Yapılan imtihanla Enderun’a alınır. Döneminin ünlü mûsikî ustaları Hacı Arif Bey ve Rifat Bey’den istifade eder. Keman çalmayı çok istemesine rağmen santur öğrenmeye mecbur edilir ve öğrenir. Meşkhanede eski eserleri öğrenirken genel mûsikî dersleri alır ve Batı Mûsikîsini de çok mükemmel şekilde Batı notasını da öğrenir. Hocası Şefik Bey çok iyi öğretirken santuru da Enderun Hocalarından Hasib Bey ve Hilmi Bey’den öğrenir. 

1902 yılında Anadolu yakasında Göksu’da yalı satın alır. İki oğlu olur. Göksu’da Edhem Bey’in de katılmasıyla “Boğaziçi Âlemleri” dillere destandır. Santur’u virtüöz derecesinde çaldığı için mûsikî camiasında müstesna bir yer kazanır. Meşklerde aranan çok önemli biridir. Kaderin cilvesi, 14 Ekim 1911 yılında Göksu Deresi taşar ve yalısını sel basar. Yıllardır biriktirdiği nota koleksiyonu ve bazı değerli yazma eserler mahvolur. Erinmez, eserlerinin çoğunu tekrar notaya alır. Bu olaydan sonra felç geçirir. 1913 yılında emekli olur. Eşi, 1924 yılında vefat edince, büsbütün yalnız kalır. 

Felç olmadan çok önce 2. Sultan Abdülhamid’in huzurunda santur çalar. Padişah, santur icraatına hayran olur, santuru kucağına alıp inceler. 

Edhem Bey, yalnız yaşamayı seven, son derece güçlü bir hafızaya sahip, bir eseri kolayca öğrenen ve asla unutmayan bir yapıya sahiptir. Aynı zamanda santur imalâtı yapan biridir. 1871 yılında Tophane-Firuzağa’da meşkhane açar ve meraklı gençlere ders verir. 

1909 yılında açılan “Darül Mûsikî Osmani’de hocalık yapar. Türk Mûsikîsinde santurda gelmiş geçmiş santurilerin en güçlüsüdür. Santur, Edhem Bey ile parlar, onun vefatıyla söner. Tanburda, kemençede Cemil Bey’in mûsikî camiasında yeri ne ise, santurda da Edhem Bey’in yeri odur. Mûsikî fasıllarında ısrarla aranan bir üstattır. Şehnaz Longası, sınırları aşan bir üne sahiptir. 

Nota koleksiyonu, ölümünden sonra H. Saadettin Arel Kütüphanesinde koruma altına alınmıştır. Santurda Türk Mûsikîsinin tanıdığı tek virtüözüdür

21 peşrev, 26 saz semâisi, 1 vals, 3 marş, 15 longa ve sirto, 38 beste, 254 şarkı besteler. Hicazkâr-Buselik Makamını terkip eder. 

Şehzade Vahdeddin, Cemaleddin, Dr. Ziyaeddin Efendiler gibi müzisyen, hanedan mensuplarının, Prens Abdülhalim Paşa’nın ve başka ileri gelenlerin saray ve konaklarına sık sık çağrılır ve itibar görür. Sultanlara santur dersi verir. Ancak, içki yüzünden sinirleri de zayıflar. Hastalığının ilk yıllarında şehzadeler, Şair Nigâr Hanım ve başka kimseler de ziyaretine gelir. Hatta bir gün şehzadelerden biri Edhem Bey’i alır, sandalla biraz dolaştırır sonra evine getirir. Bundan haberi olmayan komşular telâşa düşer. 

Ancak, bütün bu ilgiler uzun süreli olmaz. Sağlıklı zamanında çevresinden ayrılmayan iyi gün dostları, Edhem Bey’i çabuk unuturlar. Yardımsever birkaç komşusunun ilgisi ile yaşar ve soğuk bir sonbahar günü 14 Eylül 1926 yılında, yatağının ayak ucundaki mangaldan bir kıvılcım yorganına sıçrar ve yorganın alev almasıyla yangın çıkar. Komşuları hemen koşar gelirler, ancak Edhem Bey ağır şekilde yaralanır. Yangın, vücudunda ağır tahribat yaptığı için aynı gün vefat eder. Cenazesi ile pek ilgilenen olmaz. Durumu haber alan öğrencisi Santuri Ziya Bey, dostları ile Göksu Mezarlığında toprağa verirler.

DEVAM EDECEK

Kaynak: Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MÛSİKÎSİ TARİHİ - 2. Cilt - Sayfa: 26-28

Yılmaz Öztuna: BÜYÜK: TÜRK MÛSİKÎSİ ANSİKLOPEDİSİ - 1. Cilt - Sayfa: 243-247

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *