HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (126)
AHMED RASİM BEY - 3
Ahmed Rasim, “Ayaz Paşa, kola çıkıyor” başlıklı yazısında, tiyatrodan çıktıktan sonra yaşadıklarını kaleme alır.
Bir kış gecesi, Avrupa’dan gelen tiyatro kumpanyalarından birisinin oynadığı “Karmen” Operasına gider. Konser bitince de dışarı çıkar, 10 cm kar ve sert, soğuk rüzgârla karşılaşır. O soğuk ayazın yüzüne vurdukça dayanılmaz olduğunu görür ve o gecedeki macerasını şöyle anlatır.
“Sarındım, toplandım, yola çıktım. Meyilli yokuşu dikkatle dönüyordum. Eski Altıncı Daire’nin önüne geldiğim sıralarda idi ki oradaki merdivenli yokuştan birinin yuvarlana yuvarlana caddeye kadar geldiğini gördüm. Derhal koştum, kolundan tuttum, kaldırdım. Bir de baktım ki bizim meşhur bestekâr, hanende Şevki Bey değil mi?
O kadar sarhoş ki gözlerini bile açamıyor. Şimdi ne yapmalı? Bırakmak olmaz, bâ-husus o halde. O vakitler Beyoğlu’nda otel de bilmem. Düşündüm, koluna girip eve kadar sürüklemekten başka çare gelmedi aklıma. Koluna girdim, yürüttüm. Tam köprünün ortasına geldik. Şevki’nin galiba istimi (takati) tükenmişti ki birden çöktü, yere serildi.
- Ne?.. Kalk!.. Birader, davran!.. Kendine gel!..
Belaya bakın ki muşambayı, paltoyu çözmeyince eğilmek ihtimali yok, kabil değil. Hem hangi el ile çözeceksin?
Geceleyin uğradığım derde bakın. Rüzgâr azdırdıkça azdırdı. Aman ya Rabbi!.. Sen bilirsin!.. Bıraksam, beş dakika sonra kıkırdayacak. Söz anlamaz, duymaz. Belki de donma alâmetleri yüz göstermiş. Şimdi ne yapmalı?.. Kederimden ağlıyorum. Bıraksam, bir cinayet. Bırakmasam, başucunda dursam, ben de intihara karar vermiş olacağım. Etrafta adam değil, it bile görünmüyordu. Buzdan her biri yarımşar okka olmuş eldivenlerimi nasılsa çıkardım, muşambayı çözdüm. Şevki’yi öyle bir sırtlayış sırtladım ki bu muvaffakiyetime hâlâ hayretteyim.
Gayret, tehlikeden kaçış, bir arkadaş kurtarış, bana hararet veriyordu. Kuytu yerlerde dinlene dinlene, mola vere vere Şevki’yi eve getirdim. Getirdim amma bende yarılmadık dudak, kabarmadık kulak, çatlamadık el kalmadı. Ciddi söylüyorum ki o ayazda ben de birdenbire heyecanlanıp da böyle bir güçlüğe katlanmasaydım, sabahleyin köprüden geçenler ikimizi de sırıtmış (donmuş) bulurdu.
Ne dersiniz? Şevki beni görür görmez, teessürsüz: “Gel şu şarkıyı geç” diye kendisine mahsus okuyuş tarzı ile
“Mahsun dilimi şâd edecek sensin efendim
Her lâhza beni yâd edecek sendim efendim” şarkısını okumasın mı?
(TRT nota arşivinde, ilk mısranın sonu “şâd eder oldum” diye sözleri Mehmet Hafid Bey’e ait olup uşşak makamında aksak usulünde bestelenmiş.)
Biçare, akşamki hadiseden haberi olmadığını, yemin ederek temin etti.
Ahmed Rasim, bestelediği şarkıları, o devrin en tanınmış bestekârların devam ettiği Şehzadebaşı’ndaki Fevziye Kıraathanesi’nde Kemençeci Vasilaki’ye çaldırır. Tatyos ve Vasilaki ikilisi ile ilgili Vasilaki’nin kendisine; “o yapsın, ben çalayım” dediğini yazar. Vasilaki hakkında; “Büyük kemençe ustası, kemençesini eline alıp da çalmaya başlayacağı zaman, sanki dalgın bir ruh haleti var gibi önce ağır ağır çalarken parmakları birden hızlı ve atlama hareketleri yaparak dokunaklı melodilerini dinlersiniz. Vasil, engin bir ufukta gezer gibi kendinden geçer. Büyülü nağmelerin, dinleyenlerin iç dünyalarını hep sardığını hissedersiniz. Fark edilmeyen muhteşem makam geçkilerinden sonra insanı büyüleyen taksimi başlar. Hangi makamda taksim yapsa, insanı derin deryalara götürüyor ve bazen de hicazda insanı göz yaşları içinde bırakıyor ve o büyük kemençe ustasının vefatında kimsesizler gibi mezarına defini vardı.
“Sanatın böylesine büyük dehasını kaybetmenin anlatılmaz hüznü çöküyor insanın içine” diye yazmış özetle. DEVAM EDECEK
Kaynak: Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MÛSİKÎSİ TARİHİ - 2. Cilt - Sayfa: 50-53
İsmail Baha Sürelsan: AHMED RASİM ve MÛSİKÎ - Kültür Bakanlığa Yayını-Sayfa: 8-12
Nuri Özcan: İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ - 2. Cilt - Sayfa: 117-119 (Mûsikî Yönü)
Yılmaz Öztuna: BÜYÜK TÜRK MÛSİKÎSİ ANSİKLOPEDİSİ - 1.Cilt – Sayfa: 37