Çorum
Parçalı az bulutlu
6°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,1968 %0.16
52,7746 %-0.18
Ara

HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (134)

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

ABDULKADİR TÖRE. (1873-1946)

 

Seyyid Abdulkadir Töre, 1873 yılında Türkistan’ın Kaşgar şehdinde dünyaya gelir. Babası, son Kaşgar Emiri, değerli bir ilim adamı, sanatkâr ve politikacı Yakup Han’dır. 

Yakup Han, 1878 yılında elçi olarak İstanbul’a tayin edilir. Abdulkadir, henüz beş yaşındadır. Cerrahpaşa Camii Sokağında bir ev satın alarak yerleşir. Bir süre sonra Kaşgar’a geri döner. Çinlilerin Kaşgar’ı işgal eder. Bunun üzerine Yakup Han, İngilizlerin sömürgesi olan Hindistan’a geçmek ister ve İngilizler Hindistan’a geçmesine izin verir. Singapur Şehrine yerleşir. 

Abdulkadir, Singapur’da aldığı özel derslerle öğrenimine başlar. Ancak, bu ülkenin iklim şartlarına uyum sağlayamaz uyum sağlayamaz, dört yıl sonra annesiyle birlikte İstanbul’a döner. Eski evlerinde ikâmete devam eder. Aksaray semtinde başladığı ilköğretiminin ardından Yusuf Paşa Rüştiyesi (ortaokul) ve Davut Paşa İdadisi’nden (lise) mezun olur. Daha sonra Mülkiye Mektebine (Siyasal Bilgiler Fakültesine) devam eder ama buradaki öğrenimini tamamlamadan okuldan ayrılır. 

Abdulkadir Töre, Dahiliye Nezareti (İçişleri Bakanlığı) Mektubi Kaleminde ilk memuriyetine başlar.

 Daha sonra Hariciye Nezareti (Bakanlığı)’nda uzun yıllar görev yapar. Bu arada babasını görmek için 1890 ve 1894 yılında iki defa Hindistan’a gider. 1914 yılında da Darülbedayi açıldıktan sonra “İlmî Heyet”te çalışır.  Burda mûsikî nazariyatı hocalığı yapar. Tanburi Cemil Bey’in vefatından sonra Darülbedayi’de Sersazende (baş saz) olur. İstanbul’daki orta dereceli okullarda mûsikî müfettişliği yapar. Son görevi, Darüşşafaka Lisesi’nde mûsikî öğretmenliğidir. 

Ülkemizde Türk Mûsikîsini günün ihtiyaçlarına göre bir sistem içinde öğretecek bir okulun kurulmasına inanır. Bu ihtiyacı görür. Böyle bir okulun açılması için Maarif Nezaretine “Layiha” (tasarı) hazırlar ve gerekçelerini detaylı yazar. Bu “layiha” tozlu raflara atılır. Taa ki Almanya’dan senfoni orkestrasından “yaylı çalgılar” grubu gelip İstanbul’da verdiği konserler çok beğenilince, karşılığı olarak Zeki Üngör Başkanlığında bir konser vermeye karar verilir. Osman Ergin, TÜRK MAARİF TARİHİ 5. Cilt, 1578 ve 1579’ncu sayfalarında bu hadiseyi şöyle anlatmış; “Mektep talebelerinin, millî hisleri inciten ve millî mûsikîye aykırı olan bestelerle kırık dökük makamlar (vezinli, kafiyeli şiir) okuduklarını gören ve işiten mûsikî üstadlarından Seyid Yakub Hanoğlu, Abdulkadir Bey (Töre), Maarif Nezaretine (Bakanlığına) layiha (tasarı) takdim ederek, Nezaretin dikkat gözünü bu iş üzerine çekmiş. Fakat nedense, verdiği layiha ve teklif ettiği istilâh ve hal çareleri bir türlü ortaya çıkarılmamıştır. 1914 Cihan Harbine rastlayan bu teşebbüsün yapılıdğı sıralarda Almanya’dan yüksek bir mûsikî trubu (topluluğu) İstanbul’a gelerek burada Hilâliahmer menfaatine birkaç konsar vermiştir. Bir müddet sonra buna karşılık olmak üzere Osmanlı İmparatorluğu’nun biricik alafranga (Batı Mûsikîsi) takımı olan Muzikayı Hümâyun’dan seçilen bir trup (grup) da Almanya’ya gönderilir, orada muhtelif şehirlerde bazı konserler verdirilmiştir. 

Garp Mûsikîsinin vatanı demek olan bu diyardaki adamlara yabancı bir trup (topluluk) tarafından çalınan kendi parçalarını beğendirmek pek büyük bir safdillik olmakla beraber, bir defa bu işe girişilmiş ve yola çıkılmış olduğu için Zeki Bey’in reisliğinde bu trup Almanya’nın muhtelif şehirlerinde birkaç konser vermiştir. 

Halk dilinde güzel bir atalar sözü vardır; “Tereciye tere satılmaz” derler. Muzikayı Hümâyun sanatkârları bu atalar sözünden gafil olacaklar ki bu musiki diyasında uluorta alafranga parçalar çalmakta tereddüt etmemişlerdir. Almanlar tabiidir ki bunların çaldıkları parçaları beğenmemişler. DEVAM EDECEK

Kaynak: Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MUSİKİSİ TARİHİ - 2. Cilt - Sayfa: 62-63

Nuri Özcan: İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ - 41. Cilt - Sayfa: 278

Yılmaz Öztuna: BÜYÜK TÜRK MUSİKİSİ ANSİKLOPEDİSİ - 2. Cilt - Sayfa: 401-402

Osman Ergin: TÜRK MAARİF TARİHİ - 5. Cilt - Sayfa: 1578-1579

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *