HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (125) AHMED RASİM BEY -2
Ahmed Rasim Bey, yazılarından dolayı devlet yönetimine hep ters düşer. Bir gün arkadaşlarıyla bir lokantada yemek yerken, zabıta başına dikilir. Ahmed Rasim Bey olayı şöyle anlatır; Zabıta bana, “Zât-ı âlilerini Merkez Komutanlığına götürmeye memurum” deyince. “Ne oluyor yahu, yoksa yazılarımdan dolayı mı?” diye düşündüm. Birkaç günlük makalelerimi film şeridi gibi aklımdan geçirdim. Öyle şüpheli bir şey yazmadığıma kanaat getirdim. İyi de Merkez Komutanı Sadeddin Paşa, aynı zamanda Sultan Hamid’in Baş Mutemedi acaba beni niye arar? Soğuk terler ensemden sırtıma doğru inmeye başladı. Aralık (kanunuevvel) ayındayız. Gece yarısı, dışarısı soğuk, rüzgârlı. Zabit (subay) fayton çağırdı. Faytonda bir köşeye suçlu suçlu büzüldüm.
Merkez Komutanlığında çok bekletmediler. Kıyafetimi kontrol edip düzelttim. Paşanın huzuruna çıkıp saygıyla selâmladım. Dikkat ettim, Paşanın gözleri kıpkırmızı idi. Hiç beklemediğim anda birden; “Rahatsız ettik sizi Rasim Beyefendi.” Bu cümleyi duyunca biraz rahatladım. “Başımıza geleni sormayın; Bestenigâr kalfa sizlere ömür.” Ben de mırıldanır gibi; “Cenab-ı Hak, ömr-i devletlerini uzun buyursun” diyebildim.
Paşanın konağı, zamanın mûsikî akademisi idi. Hatta Sultan Hamid’e raks için saz ve söz için Çerkes kızları talim ve terbiye edilir. Bestenigâr Kalfa, Paşanın sazının baş hanendesi idi. O ne ses! Kemençe gibi bir ses ki bir kemençenin perdelere râmı (itaatli) emniyeti bile vardı. On beş gün evvel başlayan ve hızla yayılan verem, o kahrolası hastalık, o güzeller güzeli tazeyi alıp götürmüştü.
Paşa devam etti; “Şimdi zât-ı âlilerinden rica ediyorum. Hale münasip bir güfte kerem buyurun.”
Ben de; “Ferman Efendimizindir” dedim ve dışarı çıktım. Beni yan odaya aldılar. Bir de ne göreyim, Bestekâr Hafız Hüsnü de orada değil mi? Onu da çal yaka (apar topar) edip getirmişler ki güfteye beste olsun diye. Oturdum. Korku ile kaderin karışık ve uyumlu olacağına inanarak içimden gelen şu mısraları yazdım.
Çok sürmedi geçti tarab-ı şevk-i baharım.
Soldu emelim goncelerim, reng-i izarım
Bir bülbül-i raksan-ı tarab-nak idim amma
Bilmem ki neden terk-i hevâ etdi hezârım
Bu nağme-i dilsüz-u gamım düştü Irak’a.
Ben böyle gönüller yakıcı Bestenigâr’ım.
Hafız Hüsnü bestesini Bestenigâr (makamından) eyledi. Geçtik Paşanın yanına. Ben güfteyi okudum. Paşa hıçkırdı, Hafız Hüsnü besteyi okuyunca hüngür hüngür ağladı. Paşayı hüzünlü dünyasıyla başbaşa bırakıp hemen dışarı çıktık. Bize 20’şer altın lira verdiler. Biz de Bestenigâr Kalfa’nın bestesi ve Hafız Hüsnü’nün o muhteşem okuyuşunun verdiği hüzünlü bir huşû ile döndük meyhaneye.
Ahmed Rasim Bey’in yakın dostlarından Kemani Tatyos ile Kemençeci Vasil’in yeri ayrıdır. Ahmed Rasim, bestelediği şarkıları evvelâ Kemani Tatyos’a okur. Meşk ederler, sonra bestelerini Tatyos’dan dinlemekten zevk alır.
İsmail Baha Sürelsan, “AHMED RASİM ve MÛSİKΔ kitabının 10. Sayfasında, “Muhterem dostum Münir Mazhar Kamsoy, Tatyos Efendi’den keman dersleri aldığı sıralarda (1909-1913) onun bazen kendisine; ‘Bugün Rasim Bey ile Papazın Bağında buluşacağız. Onda güzel şarkı güfteleri vardır. Şiir okur, sohbet ederiz, akşamları da demleniriz’ dediğini ifade etti.”
Tatyos’un cenazesi Ahmed Rasim’in topladığı iane ile kaldırılır. Uzunçayır’daki Ermeni Mezarlığının fakirlere mahsus, bugün yeri belli olmayan bir parseline defnedilen Tatyos Efendi’ye dair vefatının ertesi günü yazdığı bir yazıda Ahmed Rasim şöyle der; “Yine bir sanatkâr, kefenine sarılıp yoksulluk içinde gitti. Ne basın ne Ermenik müteessir oldu” diye kayıt düşer.
Ahmet Rasim, Karcigâr Makamının ünlü peşrevi ve saz semaisinin bestekârı ve ayrıca onlarca şarkılarının sahibi Tatyos Efendi’nin vefatına çok üzülür. DEVAM EDECEK
Kaynak: Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MÛSİKİSİ TARİHİ 2. Cilt - Sayfa: 50-53
İsmail Baha Sürelsan: AHMED RASİM ve MÛSİKİ - Sayfa: 1-10
Nuri Özcan: İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ - 2. Cilt - Sayfa: 117-119 (Ahmet Rasim’in musiki yönü
Yılmaz Öztuna: BÜYÜK TÜRK MÛSİKİSİ ANSİKLOPEDİSİ - 1 Cilt - Sayfa: 37