HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (132)
MUSULLU ÂMÂ HAFIZ OSMAN EFENDİ (1840-1920)
Hafız Osman Efendi, 1840 yılında Musul’da doğar. Bir yaşında annesini kaybeder. Babası, acımasız bir kadınla evlenir. Kadın, üvey oğlunu öyle döver ki zavallı Osman, daha bir yaşında iken aldığı darbelerle gözlerini yitirir. Genç yaşında üvey annesine daha fazla dayanamaz, İstanbul’un yolunu tutar.
Israrlı bir tabiata sahiptir ve aynı zamanda mûsikîye düşkündür. Allah’ın lûtfu ile kader, Osman’ı Zekâi Dede’nin karşısına çıkarır. Sırasıyla Zekâi Dede, Bal ahenk Nuri Bey ve Hüseyin Fahreddin Dede’den mûsikî öğrenir. Daha sonra Âmâ Ali Bey’den kanun dersleri alır.
Osman Efendi, aslen Arabî’dir. Türkçeyi çok güzel konuşur. Kısa sürede çok güzel Kur’an-ı Kerim okur ve hafız olur. Üstün bir zekâya sahip olan Osman Efendi, olağanüstü duyarlılıkta mûsikî kulağına sahiptir. Öyle ki bir eseri dinlemekle eksiksiz öğrenir. Tanıştığı bir kimseyi unutmaz. Daima anını yaşayan Osman Efendi, dikkatini hep canlı tutar. Camsız saati ile zamanı şaşırmaz bir şekilde tespit ederek herkesle kolay arkadaşlık kurar.
O devrin ünlü mûsikîşinasları ile ahbaplık kurarak dinî ve din dışı mûsikî repertuvarını genişletir.
Osman Efendi, camilerde hutbe okur, bir yerde okuduğu hutbeyi, söylediği sözleri başka camilerde tekrarlamaz. Çok güzel sesi olan Osman Efendi, mevlid ve ilâhi okuması ile de tanınır. Çok içten okuduğu için özellikle Ayasofya Camiinde Kur’an okurken büyük bir kalabalık özel olarak Osman Efendi’yi dinlemeye gelir.
Osman Efendi, pest (kalın) perdelerden okumaya başlar, gittikçe oktavlara yavaş yavaş yükselir. Makamlara hâkimdir. Asla falso yapmadan başladığı perdeye döner. Kur’an ve mevlid okurken adeta kendinden geçer gibi okuduğu için hutbede bile çok etkilidir. Mevlevilik ve Nakşibendilik tarikatlarının mensubudur. Tekkelerde âyin okur, din kültürü çok geniştir, iyi derecede Farsça bilir.
Hafız Osman Efendi, hanende, âyinhan, mevlidhan, duahan olarak tanınır. Çok tiz sesi vardır. Din dışı mûsikîyi de iyi bildiğinden bütün Ramazan ayı boyunca Fevziye Kıraathânesinde Kauni Memduh Efendi, Kanuni Şemsi Bey ve hanende Karakaş gibi sanatakârlarla fasıla çıkar.
Birçok devlet adamını ve varlıklı kimseleri iyi tanıdığından, konaklarda yapılan özel mûsikî toplantılarına katılır. Bu toplantılarda; hanende Hüsameddin Bey, Hoca Ziya Bey, Hafız Şevki Bey, Tanburi Cemil Bey, Hafız Osman Efendi ile mûsikî icra eder. Çok güçlü bir icrakâr olduğundan, usûl ve makamlardan şaşmaz, aynı ustalıkla kanun çalar. Hafız Osman Efendi’ye Türk Mûsikîsi nazariyatını öğreten, Kâzım Uz’dur.
Musullu Hafız Osman Efendi, son yıllarında Çemberlitaş’ta kitapçı dükkânı açar ama dükkân, tanınmış mûsikîşinasların toplantı yeri olur. Osman Efendi’nin şairlik yönü de vardır. Ayrıca, Ayasofya Camii önünde isteyene mûsikî dersleri de verir.
Sahip Molla, bir gece rüyasında Peygamber Efendimiz ile Osman Efendi’yi görür. Bundan haberi olmayan Âmâ Hafız Osman Efendi ile karşılaşırlar. Sahip Molla, rüyayı anlatmaya fırsat bulamadan, Osman Efendi; “Efendi, çok mu gördün? Ben, şu aciz lisanımla O’nun için (Peygamber Efendimiz için) yedi bin beyit söyledim” deyince Sahip Molla şaşırır.
Şişman, esmer tenli, gözleri kapalı, orta boylu olan Musullu Âmâ Hafız Osman Efendi, Bağdat Mevlevihanesine şeyh olarak gönderilir. Bir otomobil kazası sonucu 1920 yılında 80 yaşında Bağdat’ta vefat eder.
Hüseyni Makamında bestelediği Mevlevi Âyini, bir bölümü hariç unutulur. Günümüze; çoğu dinî olmak üzere 20 civarında eseri ulaşır. Hüseyni Peşrevi, Hüzzam Ağır Aksak Şarkısı, Bayati Araban İlâhisi meşhurdur. DEVAM EDECEK
Kaynak Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MUSİKİSİ TARİHİ - 2. Cilt - Sayfa: 15-16
Hasan Aksay: İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ - 33. Cilt - Sayfa: 462-463
Yılmaz Öztuna: BÜYÜK TÜRK MUSİKİSİ ANSİKLOPEDİSİ - 2. Cilt - Sayfa: 170-171