HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (135)
ABDULKADİR TÖRE (1873-1946) -2
Bu arzuya muttali (öğrenmiş) ve öte taraftan garp mûsikîsi parçalarında rahatsızlığa duçar olan (çaresiz kalan) Türk Sanatkârları, kendilerini Almanlara beğendirmek maksadıyla Şark Mûsikîsinin on seçme parçasından bildikleri birkaçını çalmışlar ve işte bunlar, anlasalar da anlamasalar da kulaklarına yeni gelen bir nağme, yeni gördükleri bir sanat eseri olduğu için dinleyenlerin hoşuna gitmiş hatta daha fazla eser çalınmasını istemişlerse de Almanya’ya giden ekip, daha ziyade garp mûsikîsinde ihtisasları olanlardan müteşekkil olduğu için Almanların bu arzularını yerine getirememişler.
Muzika-i Humayun’un bu fena karşılanışı İstanbul’da da işitilince Şark (Türk) Mûsikîsinin ihya ve terakkisi (yeniden araştırılıp geliştirilmesi) fikirleri kuvvetlenmiş ve işte o zaman, Abdulkadir Bey’in (Töre) birkaç ay önce Nezarete (Bakanlığa) vermiş olduğu lâyiha (musiki eğitimi program taslağı) hatırlanarak buldurulup okunmuş ve işe başlanmıştır.
Birinci Cihan Harbi sırasında gençlerin askerde olması sebebiyle, mûsikî, bir eğlence, bir lüks sayıldığı için bin bir ihtiyaç arasında bir mûsikî mektebi açılmasının sebebi, Almanya’da verilen konserdeki mahcubiyetten doğan ihtiyaç ve zarurettendir.
Maarif Nazırı (Bakanı) Ahmed Şükrü imzası ile 2 Haziran 1916 tarihinde Abdulkadir Bey’e (Töre); “Vaşington Sefiri Ziya Paşa Başkanlığında teşkil edilen heyete, Anadolu millî terennüme göre millî bir mûsikî ve mûsikîde uzman öğretmen yetiştirilmesi gayretlerine çalışmak üzere teşriflerinizi bekleriz” şeklinde bir yazı gönderilir ve Darülelhan adı altında bir mûsikî okulu açılır.
Abdulkadir Bey (Töre), 1907 yılında ressam Sabri Bey’in kızı Zekiye Hanım ile evlenir. Bir kızı, bir oğlu olur. Oğlu küçük yaşta vefat eder. Kızını da mûsikîşinas olarak yetiştirir. Kimyager Mazhar Tabur ile evlendirir. Damadının, Maden Tetkik Enstitüsü Müdürü olduğu sıralarda Zonguldak’a gider ama orada hastalanır ve İstanbul’a döner. 27 Ağustos 1947’de 73 yaşında evinde vefat eder. Aynı gün, Eyüp Sultan Mezarlığındaki aile kabrinde toprağa verilir.
Abdulkadir Bey, mûsîki çalışmalarına 12 yaşında iken Halit Bey ile Sadi Işılay’ın babası İsmail Efendi’den ders alarak başlar. Dahiliye Nezaretinde (İçişleri Bakanlığında) çalıştığı yıllarda, aynı nezarette çalışan Hacı Nafiz Bey’den pek çok dinî eser öğrenir. Hacı Kirami Efendi’den din dışı mûsikî dersleri alır ve bazı nadir geçilen fasıllar öğrenir. Usûl ve makam bilgilerini o dönemin ünlülerinden olan Hacı Fehmi Efendi’den öğrenir. 1899 yılında Kemani Tatsoy Efendi’den, daha sonra Kemani Kirkor Efendi’den keman dersleri alır.
Abdulkadir Bey, hayatının büyük bölümünü müzikoloji ile uğraşarak geçirir. Çok çalışarak mûsîkimizi ilmî bir temele oturtmaya çalışır. Zengin bir nota koleksiyonu meydana getirir. Özellikle değerli dinî eserleri toplar. 68 yaşında iken Türk Mûsîkisi Nazariyatı kitabı yazar. Mûsîkimizin tonal sistemini, fiziksel ve matematiksel olarak açıklar. Türk Mûsîkisi ses sistemindeki perde sayısını 41’e çıkarır. Cerrahpaşa’daki evinde açtığı “Gülşeni Mûsîki Mektebi”nde 9 yıl içinde çok öğrenci yetiştirir. İlmî çalışmalarında destek görmez.
Türk Mûsîkisi alanında ilk kez, “Usûl-i Talim-i Keman” adında Keman Metodu yazar.
Dinî eserlerin yanında; peşrev, saz semâisi, beste, ağır semâi, yürük semâi ve şarkılardan oluşan 230 eser besteler. Bilhassa “Şevk-u Tarab” makamındaki eserleri en ünlüsüdür. Bunları, küçük ve raksan usûlleriyle besteler. Bu yönüyle mûsîkimizde ayrı bir yeri vardır. Türk Mûsîkisi Nazariyatı adını verdiği kitap taslağını, talebesi M. Ekrem Karadeniz, kitap olarak bastırır. DEVAM EDECEK
Kaynak: Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MUSİKİSİ TARİHİ - 2. Cilt - Sayfa: 62-63
Osman Ergin: TÜRK MAARİF TARİHİ - 5. Cilt - Sayfa: 1578-1579
M. Ekrem Karadeniz: TÜRK MUSİKİSİNİN NAZARİYE ve ESASLARI
NOT: Kitabın redaksiyon ve nota denetimi Cinuçen Tanrıkorur tarafından yapılır. Murat Bardakçı da Ekrem Karadeniz ve kitap hakkında 3 sayfalık önsöz yazar.