SENİN YÜZÜN
Eski zamanlarda bir eşkıya kasabaya iner. Sırtına silahını kuşanmış, kaşları çatık, göğsü kabarık; sert nidasıyla kasabanın bilgesinin önüne oturur. Amaç, büyüklüğünü ispatlamak, söz geçirilemez olduğunu kanıtlamakmış. Kendince, kasabalının sözünü kimin dinleyeceğini belirleyecek bir düello, bir karşılaşmaya hazırlanmış.
Bilge, dizleri üzerinde oturmuş; eşkıyanın gövde gösterisini hiç yadırgamamış. Olduğu gibi tüm çalımını kabul etmiş, tüm gösterişine onay vermiş. Eşkıya büyüklük tasladıkça o küçülmüş, daha da küçülmüş. Sonunda öyle küçülmüş ki artık eşkıya, karşısında büyüklük taslayacak birini bulamamış; kalkıp gitmiş.
Ertesi gün eşkıya yeniden oturmuş bilgenin karşısına. Fakat bu sefer, odaya girişte silahını ve fişeklerini kapının önüne çıkarıp girmiş. İçeri girince de sandalye çekmemiş; yerde, bilgenin karşısına oturmuş.
Ertesi gün bir kez daha gelmiş. Bu sefer hem fişeğini tüfeğini hem de belindeki bıçağını bırakmış kapı girişine. Normalde silahsız gezmezmiş eşkıya. Bilgenin yanına girerken tüm silahlarını çıkarmış. Bu sefer dizleri üzerinde oturmuş bilgenin karşısına ve başlamış bilgeye eğilmeye. Eşkıya eğildikçe de bilge doğruluyormuş…
Bu hikâye, Sarucuklu Mehmet Efendi’nin hikâyesidir. Onu “Efendi” yapan ise Harputlu bir ariftir.
Arifi arif yapan, kendini gerektiğinde yok etmesidir. Görünmez olmak, fantastik filmlerin fantastik kahramanlarına ait değildir.
Bu işler sihir işidir. Fakat kazanda kaynamaz bu büyüler; elde sihirli değneklerle gerçekleşmez sihirler. Hâlden ibarettir arif güçleri. Ses tonu, kelimeleri, surat ifadesi, el hareketleri… Herkes gibi görünürler; fakat öyle de değildirler. Sihirlerini yaratan, karşısındakinin ihtiyacı neyse ona o hâlden seslenmeleridir. Bunu yapabilmelerini sağlayan şey ise karşılarındaki kişinin tüm gerçeğini görebilmeleridir. Bu yüzden arifler, kâmiller hem görünmez olabilir hem de seni tüm çıplaklığınla görebilir. Onlardan saklanamazsın.
Aynadır.
Sana kendini gösterir.
Sana en çok korktuğunu ve en çok gizlediğin halini gösterir.
Bir kez yakalandın mı o aynaya, artık kaçış imkansızdır. Oturursun çırılçıplak karşısında. İfşa oldukça aynada, gitgide güzelleşir suretin.
Çünkü ayna düzeltmek içindir. Çekidüzen verir.
Aynaya bakmaya korkmayanlar, bir gün gelir, bakmalara doyamaz olur kendine. Gerçi kendi midir gördüğü, bilemem.
Ee ne demişler:
“Belki de gördüğü kendi sureti değildir; sadece âşık olmayanlar kendi suretini görür yansımada…”
Nihayet sonda tüm yüzlerin olacağı tek bir yüz var yansımada.