KIYMETLİ
Hakikat bilgisi her yerde dolaşır. Hayatın her döneminde onunla karşılaşmışlığınız vardır. Hızır misali ihtiyacı olan her yere ulaşır o. Fakat burun kıvıranı da çoktur, yüz çevireni de. Masallarla, ninnilerle uyumuş ve daha uykusunu alamamış olana değersiz, anlamsız gelir. Boş söz…
Kiminin de soğuk su gibi çarpar yüzüne. Matrix’de Morpheus’dir o. Neo’yu arar ve bulur elbet. Morpheus’in değeri ise onu bilen kişi sayısıyla ölçülmez, onun değerini Neo ancak bilir.
Zamanında bir meslek erbabı, yıllarca yanında yetiştirdiği çırağını imtihan etmek ister. Onun eline oldukça iri bir elmas verip;
“Oğlum, bunu al önüne gelen esnafa göster. Ne kadar para verdiklerini sor, en son olarak da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece verecekleri fiyatı öğren, gel” der.
Çırak, bir bakkal dükkanına girer ve elindeki pırlantayı uzatıp,
“Bunu almak istermisiniz? “diye sorar. Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği mücevheri alır elinde evirip çevirip,
“Buna beş lira veririm. Bizim çocuk oynasın bari ” der.
Çırak teşekkür edip çıkar. Ardından bir manifaturacıya gider. O, parlak bir taşa benzettiği mücevheri almaya dahi yanaşmaz. Satın alacak olsaydım da bir lira verirdim, der. Çırak, üçüncü olarak semerciye gider. Ona da taşı satın almak isteyip istemeyeceğini ve almak isterse ne kadar verebileceğini sorar.
Semerci şöyle bir bakar, “Bu…” der. “Benim semerlere iyi süs olur. Bundan kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna on lira veririm” diye ekler.
Çırak en son kuyumcuya gider. Kuyumcu mücevheri görünce heyecanla yerinden kalkar. “Bu kadar büyük pırlantayı nereden buldun?” diye sorar. Cevabı bekleyemeden sabırsızlıkla “Bu elmas için ne istiyorsun?” diye ekler.
Çırak ilk kez elmas için kendine fiyat sorulmasına şaşırır.
“Siz ne kadar verirsiniz? ” diye cevap verir.
“Ne istiyorsan veririm.” der kuyumcu.
Çırak,
”Fakat ben bu elması satamam.” diye taşı almak için uzanınca kuyumcu ısrar etmeye başlar;
“Lütfen onu bana sat. Ne istiyorsan vermeye hazırım. Bu çok kıymetli bir parça, hem anladığım kadarıyla bir kuyumcu değilsin onu işleyemez gereken özeni de gösteremezsin. Elinde harap olur. Ben çok değerli takılarda kullanarak değerlendirebilirim” der.
Çırak elmasın emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker. Teşekkür ederek elması alamadığı için oldukça üzgün olan kuyumcunun yanından çıkar. Meslek erbabının yanına dönen çırak büyük bir şaşkınlık içinde macerasını ustasına anlatır.
Ustası çırağına, “Bu deneyiminden ne anladın?” diye sorar.
Çırak şöyle cevap verir; “Bir şey ancak değerini bilenin yanında kıymetlidir.”