Çorum
Kapalı
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,2846 %0.01
53,7346 %0.29
Ara

KIYMETLİ

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Hakikat bilgisi her yerde dolaşır. Hayatın her döneminde onunla karşılaşmışlığınız vardır. Hızır misali ihtiyacı olan her yere ulaşır o. Fakat burun kıvıranı da çoktur, yüz çevireni de. Masallarla, ninnilerle uyumuş ve daha uykusunu alamamış olana değersiz, anlamsız gelir. Boş söz…
Kiminin de soğuk su gibi çarpar yüzüne. Matrix’de Morpheus’dir o. Neo’yu arar ve bulur elbet. Morpheus’in değeri ise onu bilen kişi sayısıyla ölçülmez, onun değerini Neo ancak bilir.
Zamanında bir meslek erbabı, yıllarca yanında yetiştirdiği çırağını imtihan etmek ister. Onun eline oldukça iri bir elmas verip;
“Oğlum, bunu al önüne gelen esnafa göster. Ne kadar para verdiklerini sor, en son olarak da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece verecekleri fiyatı öğren, gel” der.
Çırak, bir bakkal dükkanına girer ve  elindeki pırlantayı uzatıp,
“Bunu almak istermisiniz? “diye sorar. Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği mücevheri alır elinde evirip çevirip,
“Buna beş lira veririm. Bizim çocuk oynasın bari ” der. 
Çırak teşekkür edip çıkar. Ardından bir manifaturacıya gider. O, parlak bir taşa benzettiği mücevheri almaya dahi yanaşmaz. Satın alacak olsaydım da bir lira verirdim, der. Çırak, üçüncü olarak semerciye gider. Ona da taşı satın almak isteyip istemeyeceğini ve almak isterse ne kadar verebileceğini sorar.
Semerci şöyle bir bakar, “Bu…” der. “Benim semerlere iyi süs olur. Bundan kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna on lira veririm” diye ekler.
Çırak en son kuyumcuya gider. Kuyumcu mücevheri görünce heyecanla yerinden kalkar. “Bu kadar büyük pırlantayı nereden buldun?” diye sorar. Cevabı bekleyemeden sabırsızlıkla “Bu elmas için ne istiyorsun?”  diye ekler.
Çırak ilk kez elmas için kendine fiyat sorulmasına şaşırır.
“Siz ne kadar verirsiniz? ” diye cevap verir.
“Ne istiyorsan veririm.” der kuyumcu.
Çırak, 
”Fakat ben bu elması satamam.” diye taşı almak için uzanınca kuyumcu ısrar etmeye başlar;
“Lütfen onu bana sat. Ne istiyorsan vermeye hazırım. Bu çok kıymetli bir parça, hem anladığım kadarıyla bir kuyumcu değilsin onu işleyemez gereken özeni de gösteremezsin. Elinde harap olur. Ben çok değerli takılarda kullanarak değerlendirebilirim” der.
Çırak elmasın emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.  Teşekkür ederek  elması alamadığı için oldukça üzgün olan kuyumcunun yanından çıkar. Meslek erbabının yanına dönen çırak büyük bir şaşkınlık içinde macerasını ustasına anlatır.
Ustası çırağına,  “Bu deneyiminden ne anladın?” diye sorar. 
Çırak şöyle cevap verir; “Bir şey ancak değerini bilenin yanında kıymetlidir.”
 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *