HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (140)
UDİ NEVRES BEY (1) (1873-1937)
Nevres Bey, 1873 yılında Malatya’nın Yeşilyurt İlçesinde doğar. Babası Horum Hafız diye bilinen bir demirci ustasıdır. Türlü geçim sıkıntıları çeker. Çareyi, oğlunu ve hanımını Malatya’da bırakıp İstanbul’a iş bulmaya gitmekte bulur. İstanbul’da, oldukça varlıklı ve nüfuzlu bir devlet adamının hizmetine girer. İki yıl geçmiştir. Hanımı yoksulluk içinde zatürreden vefat eder. Haber, İstanbul’a ulaşır. Babası, Nevres’i alarak İstanbul’a döner. Hizmetine girdiği adam, Nevres’i okutur. Nevres, bir yandan da eski edebiyatımızı inceler. Evine yerleştiği varlıklı devlet adamı, Nevres’e ud hediye eder.
Nevres, Allah vergisi müthiş kabiliyeti ile ud çalmayı kendi kendine öğrenir. Öyle ki kendini ud’a verir. Kısa zamanda sanat camiasında duyulur. Artık, adı İstanbul’da anılmaya başlar. Bu sırada da Tanburi Cemil Bey ile tanışır. Nevres Bey için bu tanışma tam bir dönüm noktasıdır. Cemil Bey’in tanbur ve kemençede yaptığı melodi teknik icralarından ilham alır. Ud’da melodi çalışmalarını kendince temiz baskılı hızlandırır. Artık, Cemil Bey ile konaklarda aranan ve istenen sazendedir.
Ancak, Udi Nevres Bey, Cemil Bey’in can dostu kemençeci Vasilâki hakkında ileri geri konuşur. Vasil’in kulağına gider. Vasilâki hiç duymamış gibi davranır. Bir akşam, Mahmud Celâleddin Paşa’nın Mühürdarı Nazım Bey’in konağında Tanburi Cemil Bey, Kanuni Şemsi Bey, Kemençeci Vasilâki, Lavtacı Hristo, Hacı Kirami Efendi, Kemani Mahmud’un bulunduğu fasıl heyetinin tam fasıla başlayacağı sırada Vasilâki, yayın ucu ile Nevres Bey’in kucağındaki ud’u göstererek; “Oğlum, “Re”yi biraz düzeltir misin, pesttir” der. Durumu kavrayan Nevres Bey kıpkırmızı kesilir, meclisi erkenden terk eder.
Udi Nevres Bey’in şöhreti, 1908’de Tepebaşı Gazinosunda Manyasizade Refik Bey’in himayesinde düzenlenen, devrin ünlü sazende ve hanendelerinin katıldığı konserle çok artar.
Nevres Bey, Batı Mûsikîsini tanıma ve incelemeye merak sarar. 1914 yılında Almanya’ya gider. Araştırmalarını tamamlar, İstanbul’a döner.
Gerek İstanbul çevresinde gerekse Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaptığı derleme çalışmaları sonucu olarak, Tuna ve Anadolu Türkülerini notaya alır. Böylece, ülkemizde ilk folklor çalışması yapan insan unvanını kazanır.
Udi Nevres Bey, geçimsiz bir karaktere sahiptir. Yalnız yaşamayı sever. Öyle ki her istediğini yerine getirmek pahasına ud çalmasını isteyenlere sırt çevirir. Sınırlı, az sayıda dostu vardır. Kederli, bedbin ve ürkek yaşar. Sadece varlıklı kişilerin konaklarına özel mûsikî derslerine gider. İstanbul halkı ilk defa, “Cemil Bey’in Konserinde” onu dinleme imkânı bulur. İstanbul mûsikî camiasında Münir Nureddin’in konserlerinde Mesud Cemil ve Ruşen Kam’a ud’u ile eşlik eder.
Udi Nevres Bey, İstanbul Radyosunun ilk yayınından itibaren ud’u ile programlara katılmaya başlar. Ancak, yapılan yayınların kalitesinden şikâyetçidir. Bunun için radyo dinlemez. Cumhuriyetin ilânından birkaç yıl sonra Mustafa Kemal Paşa’nın isteği üzerine, Cumhurbaşkanlığı Hususi Kaleminde görevlendirilir. Ancak, Ankara’nın havasına alışamaz ve İstanbul’a döner.
1934 yılında çıkarılan Soyadı Kanunu ile “Orhan” soyadını alır fakat Udi Nevres Bey diye şöhret oldu. Olağanüstü bir kulağa sahip olduğu için ud icrasında en ufak falsoya tahammül edemez.
Yakın arkadaşı kemençeci Kemal Niyazi Seyhun ile İstanbul’un tabiat güzellikleriyle meşhur Beylerbeyi-Yakacık’ı gezer. “Param olsa burada bir kulübe yaptırır otururum diye iç geçirir. Yakalandığı gırtlak kanserinden, tedavi gördüğü Cerrahpaşa Hastanesinde 1937 yılında vefat eder. Çok az kişi ile Yakacık Mezarlığına defnedilir. DEVAM EDECEK
Kaynak: Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MUSİKİSİ TAHİ - 2. Cilt - Sayfa: 66-68
Nuri Özcan: İSLAM ANSİKLOPEDİSİ - 3. Cilt- Sayfa: 58-59
Yılmaz Öztuna: BÜYÜK TÜRK MUSİKİSİ ANSİKLOPEDİSİ - 2.Cilt - Sayfa: 113