HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (146)
KAPTANZADE ALİ RİZA BEY (1881-1934)
Ali Rıza Bey, 1881 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. Babası Mehmed Bey, Mecidiye Zırhlısının süvarisi olduğu için, Ali Rıza Bey “Kaptanzade” sıfatı ile tanınır. Orta öğrenimden sonra İstanbul Gümrük İdaresinde memuriyete başlar. Bir müddet sonra memuriyetten ayrılır. Galata gümrük komisyonculuğu yapar. 1921 yılında Abdürrahim Cabir Vada’nın kızı Hikmet Hanım ile evlenir. Bu evlilikten bir çocuğu olur. Ancak, küçük yaşta vefat eder.
Öğretmenlik ve aktörlük de yapar. Daha dört yaşındayken babasının Ali Rıza’daki kabiliyeti keşfetmesiyle kanun dersleri almaya başlar. Kısa sürede çok mesafe kaydeder. Çevresinde “Kanuni Rıza Bey” olarak tanınmaya başlar. Mûsikî bilgisini, değişik çevrelerden aldığı mûsikî dersleri ve özellilkle kendi gayreti ile ilerletir. Daha sonra yine babasının teşviki ile yâni babasının aracılığı ile Servelli İtaliano isimli müzik öğretmeninden Batı Mûsikîsi nazariyatının yanı sıra piyano dersleri alır. Özellikle armoni dersleri alır. Bu hocası ile yedi yıl birlikte çalışır. Öyle ki onlarca operet besteler hatta 1918 yılında “İstanbul Operet Heyeti”ni kurar.
1930 yılında kendisiyle yapılan röportajda; mûsikiye ilgisinin 7-8 yaşlarında başladığını ve tahtadan bir âlet yaparak üzerine teller gerdiğini, bunu gören babasının, “sınıfını geçmek şartıyla” armonik dersler aldırdığını anlatır.
1.Meşrutiyet yıllarında ilk bestesi olan “Kardeş Türküsu”nü besteler. Bugün “İzmir Marşı” diye bilinen marşın aslı olan “Kafkasya Dağlarında Çiçekler Açar” marşını besteler.
1932 yılında Kanlıca’da kurulan “Mûsikî Ocağı”nın şefliğini yapar. 1933 yılında “Karagöz’ü Sevenler Cemiyeti”ni kurar ve cemiyetin başkanlığına getirilir. Aktörlüğü sayesinde konak ve yalılarda, çağdaşı olan ünlü sanatkârlarla birlikte “Orta Oyunu”na çıkıp oynar. Ayrıca, bestelediği “Macun Hokkası” operetinde Akif rolünü oynar. Daha sonra, bestelediği “İstanbul Efendisi” operetinde “Karamanlı Bakkal”ı oynar. Bir özelliği de Orta Oyunu ve Karagöz Oyunlarını geleneksel incelikleriyle bilmesidir. Bunlar dışında, şarkı formunda eserler besteler. Bu formdaki ilk eseri, nihavend makamında “Issız gecede ben yine hicranı düşündüm” şarkısıdır. Şarkılarında genellikle yeni bir anlayışın izleri görülür. 1934 yılında Zamanın Balıkesir Valisinin daveti üzerine Balıkesir’de konser verir. Oradan Edremit’e geçer. Edremit’te iken otel odasında kalp krizi sonucu vefat eder. Edremit’in Köycük Mezarlığında toprağa verilir.
Başlıca tanınmış eserleri;
Kürdilihicazkâ: “Her tel bir ter dudağın değdiği yerdir.” S. Semai
Acem Aşiran: Çoban yıldızı gibi gönlüme aktın efem.” Sofyan
Acem Kürdi: “Leyl olur ki içinde her nefes bir ah olur. Devr-i Hindi
Hicaz: “Ufuklara yaslanmış yorgun dağlar sırayla.” Nim Sofyan
Hicaz: “Eğilmez başın gibi gökler bulutlu efem.” Sofyan
Hicaz: “Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına.” Nim Sofyan
Hüseyni: “Emine sılada yas tutup ağlar.” Düyek
Hüzzam: “Hasta kalbimde yanan derdi niçin anlamadın?” Curcuna
Nihavend: “Benim gönlüm sarhoştur, yıldızların altında.” Nim Sofyan
Segâh: “Gel gitme, kalmasın gözüm yollarda.” Nim Sofyan
Ali Rıza Bey, Ömer Bedri Uşaklıgil’in şiirlerini çok kullanmıştır. Nihavend makamındaki “Kafkasya Marşı” bugün “İzmir Marşı” olarak uyarlanmış ve bu şekilde bilinmektedir. DEVAM EDECEK
Kaynak: Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MUSİKİSİ TARİHİ – 2. Cilt – Sayfa: 95-96