İSTEMEK
Eski zamanda Midas adında çok zengin bir kral yaşardı. Midas'ın sarayı, bahçeleri ve kasaları altınla doluydu. Fakat o, her gün daha çok altın istiyordu. Dünyadaki en mutlu insan olmanın yolunun her şeyi altına çevirmek olduğuna inanıyordu.
Bir gün Midas, yaşlı bir kadına iyilik yaptı. Tanrı ona;
“Dile benden ne dilersen" dedi.
Midas hiç düşünmeden;
"Dokunduğum her şey altın olsun" diye haykırdı. İstediği hemen kabul edildi.
Kral sevincinden havalara uçtu. Sarayına dönerken bahçedeki bir dala dokundu, dal anında parıl parıl bir altın parçası oldu. Bir taşı tuttu, taş altın kesildi. İçine bir sevinç, bir hırs girdi; durmak bilmiyordu. Aldıkça daha çok almak, gördüğü her güzel şeyi altına dönüştürmek istiyordu.
Ancak saraya varıp sofraya oturduğunda gerçeği anladı. Masadaki ekmeği eline alır almaz ekmek, taşlaşmış bir altın kütlesine döndü. Dudaklarına götürdüğü su, boğazından geçmeden sarı bir metal oluyordu. Açlıktan ve susuzluktan ölecekti. Tam o sırada, korkudan ağlayarak yanına koşan sevgili kızı, babasına sarıldı. Ve bir an içinde, kızcağız da soğuk, sarı bir altın heykele dönüştü…
İsteklerimiz, elde ettiğimizde bize ne katacak?
Ne istemeliyim?
Hangi isteğime tutkuyla bağlı kalmalıyım?
İnatla peşinden koşmalıyım?
Ne olursa olsun vazgeçmemeliyim. Ne buna gerçekten değer.
Öncelikle hepsine değer. İçimize neyin isteği düşmüşse kendimizi bulma yolculuğunda, öğrenilmesi şart bir ders içeriğidir.
Sonucu hüsranda olsa, o hüsrana ihtiyacımız vardır demek.
Olmasa evet olmasa daha iyiydi de, bazen bir musibet bin nasihatten iyidir demezler mi?
Demek bin nasihat işe yaramamış bizim Kral’a.
Midas bir musibetle her şeyini kaybetmiş görünüyor. Ya her şeyini kaybettiğinde, kendini hatırlamış ve asıl gerçek olanı farketmişse. Bu musibet ona neleri kaybettirmiş, neler neleri…
Fakat bir şey kazadırmış olsa gerek, bir farkındalık!
Bu hikaye sonrasında içine neyin isteği düşmüştür Midas’ın dersiniz?
Yol uzun, yol sanırım sandığımızdan çok uzun. Kendini bulma yolculuğu tek seferde son mu bulacak. Ben kendimi bir buluyor bir kaybediyorum. Bir oradayım, bir burada. Bazen hiç yok bizimki ortalıkta. Bazense yakalanıyor bana, işte o zaman hiç bir istek de kalmıyor içimde.
O varsa istek yok çünkü her şey tam. Sanki varlığı her şeyi dolduruyor, eksik bir şey bırakmıyor.
O kaybolduğunda, bir istekten bir başka isteğe koşturup duruyorum bende işte. Ahh kendim, keşke hep yanımda olsan.
Hayat denen oyun bu olsa gerek. Bir tür kovalamaca. Midas’ı da çok yadırgamayalım. Sonu hüsranla biten hikayeler, hepimizin hayatında…