HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (153)
REFİK FERSAN (2). (1893-1965)
Refik Fersan, 1900 yılında Galatasaray Sultanisinin ilkokul bölümüne başlar. 1909 yılında lise bölümünden mezun olur. Okulda öğretmenlik yapan Tevfik Fikret, Papadopolus ve Ahmet Rasim Bey’lerden, okul yıllarında ayrıca özel dersler alır. Fransızcayı ve Türk Edebiyatını öğrenir.
1909 yılında ailece Mısır’a giderler, mûsikiye 2 yıl ara verir. 1911 yılında Mısır’dan dönerler. 1913 yılında Faik Bey’in kızı Fahire Hanım ile evlenir ama o sırada kimya eğitimi için İsviçre’ye gider. Bu vesile ile düğünleri İsviçre’nin Cenevre şehrinde yapılır. Burada rahatsızlanır ve 1917 yılında İstanbul’a dönerler.
Cenevre’de iken Batı Mûsikisini tanımaya çalışır ama tanburu ihmal etmez. Tanburi Cemil Bey’den edindiği tanbur çalmadaki teknikler üzerinde çok çalışır ve müthiş mesafe alır.
Tarihçi Murat Bardakçı’nın hazırladığı “Refik Fersan ve Hatıraları” isimli kitapda Refik Fersan, “Dârülelhan” nâmı altında kurulan Türk Mûsiki Konservatuvarına muallim almak için açılan ve kendisinin de davet edildiği imtihanı şöyle anlatıyor; “1917’de İsviçre’den döndükten sonra, Büyükelçi Ziya Paşa’nın başkanlığında, o zaman ileri gelen mûsiki üstadlarından Hocam Levon Hancıyan Efendi, Rauf Yekta Bey, Ali Rifat Bey (Çağatay), Muallim İsmail Hakkı Bey, Hüsameddin Bey (Kaşıyarık), Kâzım Bey (Uz), Abdulkadir Bey (Töre), Zekâizade Hafız Ahmed Efendi (Irsoy)’dan müteşekkil bir mûsiki encümeni teşkil olunmuş ve “Dârülelhan” nâmı altında bir Türk Mûsiki Konservatuvarı açılmasına karar verilmiş.
Buraya, müsabaka imtihanıyla; Tanbur, kemençe, ney, keman, santur, kanun, lavta ve ud muallimleri tayin olunacağını bildirdiler. Beni de imtihan için davet ettiler. İmtihana iki gün kala, tanburumu tamir ettirmek için Beşiktaş’ta meşhur İzmitli’ye bıraktım. İki gün zarfında aldıracağımı bildirdim. İmtihan günü bir adam göndererek tanburu getirttim ve Cağaloğu’nda bir konakta toplanan heyet huzuruna çıktım. İmtihan çoktan başlamış ve o zamanın meşhur tanburilerinden Cemil Bey’in yeğeni Hikmet Bey, ressam Arif Bey, Kadı Fuad (Cemil Bey’in talebesi) ve daha birkaç kişiyi imtihana almışlardı. Beni derhal imtihan salonuna çağırdılar. İmtihan için hazırlanan eserler; Şakir Ağa’nın Evcarâ makamında, Ağır Aksak Semâi usulünde bestelediği meşhur, “Efsûn okur uşşakına ol gamze-i câdû” şarkısı ile Tanburi Cemil Bey’in Şedaraban Saz Semâisi idi.
Şarkı o kadar nağmeli yazılmıştı ki bir nazarda tanburla icrası hakikaten bir mesele idi. Şarkıya başladım. Meyandan nakarata geçerken, iki gün evvel tamir ettirdiğim tanburun sapı, tekneye yapıştırıldığı yerden ayrılmaya başladı. Tellerle sapın arasındaki mesafe gittikçe açılıyordu. Bu hal karşısında alnımdan nohut tanesi gibi ter boşalmaya başladı. İmtihan heyetine bu arızayı hissettirmeden, bu yüklü nağmelerle dolu ağır eseri, tavrıyla, edasıyla (Cemil Bey’in eseri notaya aldığı şekliyle) ve muvaffakiyetle sonuna kadar çaldım. (Aynı eserin bugünkü notası çok sadeleştirilmiştir.)
Heyet alkışladı fakat ben bittim ve kırılan tanburu heyete arz ettim. Hemen bir tanbur getirdiler. Evcâra’dan Şedaraban’a geçiş taksimini ve Şedaraban Semâi’yi ateş gibi çalıyordum. Öyle alkışladılar ki benim bile gözümden yaş geldi. Heyetin yanında misafir olarak bulunan Şehzade Ziyaeddin Efendi yerinden fırladı, elimi sıktı ve kendi kullandığı ve kapağında pırlanta “Z” markası ve hanedan arması bulunan platin saatini, murassa kösteğiyle beraber, bir hatıra olmak üzere bana hediye etti. Ne yazık ki muallim olduktan sonra bir gün kalabalık bir tramvayda soysuz bir yankesiciye çarptırdım. İzini bulamadım, kahroldum.” DEVAM EDECEK
Kaynak: Murat Bardakçı: Refik Fersan ve Hatıraları - Sayfa: 137-138
Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MUSİKİSİ TARİHİ - 2. Cilt - Sayfa: 116-119
Nuri Özcan: İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ - 12. Cilt - Sayfa: 412-413
TÜRK ve DÜNA ÜNLÜLERİ ANSİKLOPEDİSİ - 4. Cilt - Sayfa: 2135