HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (154)
REFİK FERSAN (3) (1893-1963)
Refik Fersan, askerlik hizmetini yapmak üzere, yine başarılı bir imtihandan sonra “Muzika-ı Hümayun”un Türk Mûsikisi Bölümünde “Muallim Muallimi” olarak Yüzbaşı rütbesiyle tayin olur. Oysa, o zamana kadar bu tayin, ancak Enderun’dan yetişenler arasında yapılan durumdur. Aynı tarihlerde, geliri “Malül Gaziler Cemiyeti”ne verilmek üzere İsmail Hakkı Bey’in yönetiminde ilk konserini verir.
Muzik-i Hümayun’da, Orhan Veli Kanık, Mehmet Zati Arca ve Zeki Üngör’ün bulunduğu bir jüri önünde diğer bir imtihanı vererek Türk Mûsikisi Şefliğine getirilir.
Murat Bardakça, Refik Fersan’ın Muzika-i Hümayun’a Muallim Muavini imtihanı hatırasını, “Refik Fersan ve Hatıraları” iktabının 139-142. Sayfalarında şöyle nakletmiş.
“1918 senesinde bazı arkadaşlarım Mabeyn Muzikası’nda (Muzika-i Hümayun’da) bir müsabaka imtihanı açılacağını, bu imtihana dahil olmam gerektiğini söyleyip teşvik ettiler. Bir istida (dilekçe) ile müracaat ettim. Muzika Kumandanı, Miralay Salih Bey nâmında gayet yakışıklı bir zât idi. Beni görür görmez; “Yavrum, bu imtihan birinci sınıftır yâni Yüzbaşılık imtihanıdır. Sen çok gençsin, sualler ağırdır. Tanburi olduğun için seni ufak bir sınıfa, hafif bir imtihanla ayalım. Yavaş yavaş terakki eder (yetişir), bilahare buraya terfi edersin” dedi.
“İsmail Hakkı Bey, benim hakkımda size bir şey bahsetmedi mi?” sualime karşı; “Bahsetti fakat birinci sınıf değil, küçük bir sınıfa mükemmel bir imtihan verebilir dedi. Birinci sınıflık imtihanlarda, mûsikinin nazari kısmına derin vukufu olan yüksek mekteb muallimleri ancak müşkilâtla muvaffak olabiliyorlar. Sonra mahçup olmayasın” dedi.
Bu sözleri beni çok müteessir etti (üzdü). Bir tebessümle: “Birinci sınıflık imtihana talibim. Mahçup olmayacağıma inanıyorum. Hemen imtihan etmeleri için emir buyurun” dedim.
İki gün sonra, Gümüşsuyu Kışlasının imtihan salonuna girdim. Muzika Kumandanının Riyasetinde yirmiyi aşkın Heyet-i İmtihan toplanmışlar. Reisin sağ tarafında Muallim Üstad Zatı Bey oturuyordu. Heyete göz attım. Tanıdıklarım: Sersazende İsmail Hakkı Bey, Kâzım Bey (Uz), Zatı Bey (Arca-Muzıka-i Humayun Bandosunu uzun yıllar idare eden. Ölümü-1951) ve Rauf Yekta Bey. Diğerlerini tanımıyordum.
Evvelâ, tanburla birbirine zıt beş makam üzerine 5 dakikalık bir taksim istediler. Suallerinin tamamında mükemmel muvaffak oldum. Tebrik ettiler. Gözüm Zatı Bey’e ilişti. Bu hassas, muhterem ilim adamının gözlerinin yaşarmış olduğunu, yanındaki kumandana hafifçe bu büyük muvaffakiyetimi anlattığını hissettim. Kumandan, mütebessüm bir çehre ile bana bakıyordu.
İkinci sual, hiç bilmediğim bir eserin makam ve usulünü tayin ederek notasını yanlışsız ve hızlı yazmak idi. Bu heyetten bir Yüzbaşı karşıma geçti. Bana bir tabaka nota kâğıdı verdi. Cebimden mürekkepli kalemi çıkardım. Şu eseri okumaya başladı; “Üsküdar parkında gördüm, pek beğendim ben seni.” Eseri hatasız olarak yedi dakikada yazdım. Hiç tekrar ettirmeden notayı olduğu gibi heyete takdim ettim. Beni dışarı çıkardılar. On beş dakika kadar notayı tetkik ettiler. Sonra tekrar çağırdılar. Bana bu eseri okuyan (eser, Kürdilihicarkâr makamında ve düyek (8/8) usulündedir) Nuri Halil Bey (Poyraz), bir nota kâğıdı verdi. Bu zat, elinde hazırlamış olduğu senkop, tremolo vs. bütün müşkülâtlarla dolu bir parçayı terennüm etti. Hatasız yazdım. DEVAM EDECEK
Kaynak: Murat Bardakçı: Refik Fersan ve Hatıraları - Sayfa: 139-141
Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MUSİKİSİ TARİHİ - 2. Cilt - Sayfa: 116-117