OLMUŞ VEYA OLMAMIŞ
Bir rivayete göre Selimiye Camisi yapılırken, Mimar Sinan 8 yıl ortadan kaybolmuştur. Geçen bu sürenin ardından sakin bir hal içinde ve herhangi bir açıklama yapma lüzumu görmeden geri dönmüştür. Fakat bu hikaye tarihi bir gerçek değil, halk arasında anlatılan bir efsanedir. Gelin bende size anlatayım.
Dönemin padişahı Sultan II. Selim, Mimar Sinan'a şanına yakışır bir camii inşa etmesini buyurmuş. Emri alan Mimar Sinan, hemen işe koyulmuş ve Selimiye camisini yapmaya başlamış. Temeller kazılmış, iskeleler kurulmuş. Çalışmalar sürerken bir sabah Mimar Sinan elinde bir yumurtayla gelmiş. Elindeki yumurtayı inşaat harcına kırmış ve başlamış karıştırmaya. Görenler şaşırmış.
İşi bitince etraftaki işçilere;
"Tüm inşaatta bu harcı kullanacacağız" demiş. Tabi inşaata yumurta mı dayanır. Sırf Selimiye Camii için Edirne Karaağaç'ta bir çiftlik kurdurtmuş. Otuzbin tavuğun her gün düzenli olarak yumurtaları toplanıp kumla ve kille karıştırılıp camide kullanılmış.
İnşaat hızla ilerliyormuş. Ama Mimar Sinan bir gün ortadan kaybolmuş. Her yeri aramışlar, ama Mimar Sinan sırra kadem basmış. Yıllarca onu gören olmamış ve sekiz yıl sonra Sinan çıkagelmiş.
Cami inşaatının kaldığı yerden devam etmesini buyurmuş. Fakat Sultan Selim, yıllarca hiçbir not bırakmadan giden Sinan’a çok sinirliymiş.
"Tez getirin Sinan'ı" diye buyruk çıkartmış. Herkes Sultan Selim'in gazabından korkuyor, Sinan’ın hayatını bağışlamayacağını düşünüyormuş.
Mimar Sinan ise gayet sakin bir halde Padişah’ın huzura çıkmış. Selim "anlat" demiş hiddetle. Hazır olmasını buyurduğu cellatın eli kılıcının kabzasına gitmiş.
Sinan kendinden emin, temelin sağlam olması için zaman gerektiğini söylemiş ve eklemiş:“Hesaplarıma göre 8 yıl gerekiyordu" demiş. Sultan Selim bu cevap karşısında eliyle cellata dur işareti vermiş.
Güven duymak doğru da şüphe etmek yanlış mı peki. İnsan ilişkilerinde karşımızdakine güvensek de, zihnimizin alternatif senaryolar üretmemesi için gereken açıklamayı yapmayı borçlu değil mi ilişki içinde bulunduğumuz insanlar. Fazla açıklama yapmak veya sürekli hesap vermekten bahsetmiyorum. Fakat bu hikaye gerçek olmasa da Sinan fazla zorlamamış mı sınırı.
Halbuki efsane olarak kuşaktan kuşağa aktarılmış olan bu hikaye, nasıl olur da Sultan Selim Mimar Sinan’a güvenmemiş bir bildiği vardır dememiş, mesajı içeriyor.
Kendinden emin olmak biraz sorumsuzluk yükleyebiliyor insana. Tabi güvenilir kişilere karşı sınırlarımız da güvenililirliği kadar genişliyor fakat nereye kadar genişler?
Tabii hakikat boyutuna gelirsek ve orada yaşamaktan o hal içinde yaşamaktan söz edersek, ne açıklamaya lüzum kalır ne kim neyi neden yaptı demeye. Ne şimdi ne olacak, düşüncelerine... Hakikatte Sultan Selim şöyle söylerdi; “Yok mu ortalıkta Sinan vardır bunda da bir hayır, durdu mu inşaat öyle olması gerekmiştir.”
Mimar Sinan ise zaten hakikatte, öyle sakin öyle emin olmuş olandan. Ve kabulde olabilecek olanı da çünkü korkusuz…
Yani ikisi de doğru ve ikisi de yanlış davranış içindeler bulundukları halden üzere. Demek ki doğru ve yanlışın olmadığı yerden bakmalı. Mevlana’ya vardık mı yine. Tek cümleyle dünya da çözülmeyecek konu bırakmamış;
“Doğru ve yanlışın ötesinde bir yer var sizinle orada buluşacağız” demiş
Geldik, geldik merak etme yine yanına geldik. Başka türlü çıkılmıyor işlerin içinden yine sıfır noktasına geldik.