HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (159)
REFİK FERSAN (8) (1893-1963)
Refik Fersan, Türk Mûsikisine hizmet eden büyük mûsiki üstâdlarının hazin sonlarından esefle bahseder. Hâmilerinin olmadığından söz eder.
Gerçi, Osmanlı Genel Kurmay Başkanığı İaşe Komutanı Mustafa Paşa, kendisi vefat edenede kadar Tanburi Cemil Bey’e ve ailesine tam bir örnek hamilik etmiştir.
İstanbul Ticaret Müdürlüğü yapan amcası, kahve ile zehirlenip öldürüldüğü güne kadar, yeğeni Cemil Bey’i kendi öz kızlarından ayırmadan hatta onlardan daha özenle koruyup kollamış ve hamilik etmiştir.
Refik Fersan, toplumun sanatkârlara bakışı hususunda şöyle dert yanmış; “Öteden beri memleketimizde, her devirde ve her muhitte mâalesef, mâteessüf, büyük sanatkârlardan sahne artistleri (sanatçıları) “soytarı”, mûsiki artistleri (sanatçıları) “çalgıcı”, ressamlar “boyacı” addedilmiştir. Kendilerine, lâyık oldukları mevkiler verilmemiş, teessürlerinden kimi teverrüm ederek (verem hastalığına yakalanarak) hastane köşelerinde, kimileri terk-i diyar ederek gurbet ellerinde, kimileri de Bimarhane (akıl hastanesi) hücrelerinde sefalet içinde terk-i hayat etmiştir.
İşte, Sinekli Bakkal’daki evinin bir odasındaki yer yatağında teessüründen teverrüm ederek (verem hastalığına yakalanarak) ölen Tanburi Cemil. İşte kendisini bir evlâdı gibi himaye eden Adile Sultan’ın vefatından sonra hamisiz kalan ve teessüründen, Mecnun gibi dağları aşan ve bir daha görünmeyen, yüksek sanatkâr Cemil’in ağabeyi Reşad. Bu zat, harikulâde nisfiye ve nisfiyeden daha küçük ebatta “çığırtkan” çalarmış.
İşte, sefaletten kendini asarak intihar eden, büyük büyük bestekâr Hacı Kirami. İşte, sefalet içinde can veren mevlidhan ve bestekâr üstâd Enderuni Hafız Hüsnü.
İşte, evvelki kış, yakacak kömür tedarik edemediği için soğuktan hastalanıp, zatürre olarak ölmüş bestekâr Bimen (Şen). İşte, Udi Nevres, işte meşhur bestekâr Rahmi Bey. İşte, Lemi (Atlı). İşte, yarım asır mütecaviz hayatını mûsikiye vakfeden ve sandıklar dolusu repertuvarını bıkmadan, usanmadan kendi el yazısı ile derleyen üstâd İsmail Hakkı (Muallim). İşte, Sultan Mahmud’un Garp mûsikisini Türkiye’ye getirmesi üzerine, Padişahın, mazhar olamadığı teveccühünden mahrumiyetine katlanamayarak terk-i diyar edip Hicaz’da vefat eden büyük Dede Hammamizade İsmail Efendi. İşte, ihtiyar halinde bakımsızlıktan ve sefaletten ölen tulûat sahnesi artisti (sanatçısı) Komik Hasan Efendi. İşte, tayyare bileti satarak rızkını temine çalışan Komik Naşid…
Biraz da yaşayanlardan bahsedeyim. “Evvelki sene, radyomuzun alaturka musiki repertuvarımızın genişletilmesi maksadıyla, 110 yaşına gelmiş olan hocam üstâd Levon Hancıyan Efendi’nin nota koleksiyonlarını satın almak için Bakırköyünde ikâmet ettiği mahalleye gittim. İhtiyar üstâdın köhne, kötü bir evin tavan arasında, pejmürde bir yerde yatmakta olduğunu gördüm. Bu muhterem adam, küçük yaşlarından beri Türk Mûsikisine hizmet etmiş, hayatını vakfetmiştir. Geçen asırda yaşayan Salim Beyler, Faik Beyler, Rifat Beyler, (Dede Efendinin kızından torunu) Büyük Osman Beyler, Yeniköylü Hasan Efendi, Yağlıkçı Ahmed Efendi, Zekâi Dede, Bolahenk Nuri Bey ve daha birçok hoca, bestekârla arkadaşlık etmiş ve âyin-i şerifler, duraklar hatta ilâhilere varıncaya kadar Türk Mûsikisine bir asra yakın bir ömür feda eden ihtiyarı, sefalet içinde yüzüstü bırakmak reva mı?” diye devam ediyor.
1950 senesinde hastanede yatan bestekâr Mustafa Sunar ve Lemi Atlı, çektikleri sıkıntıları anlatarak, Refik Fersan’dan maddi destek talebinde bulunurlar. DEVAM EDECEK
Kaynak: Murat Bardakçı: Refik Bey - Refik Fersan ve Hatıraları - Sayfa: 134-136