Ekonomi dünyası bugünlerde eşi benzeri görülmemiş bir bilanço şokuyla sarsılıyor. Bir ülkenin parasının değerini ve finansal istikrarını korumakla görevli olan Merkez Bankası, kendi tarihinde görülmemiş bir zarara imza attı. Rakamlar o kadar büyük ki, sıradan bir vatandaşın zihninde canlandırması bile güç.
2025 yılını 1 trilyon liranın üzerinde bir zararla kapatan kurumun bu tablosu, aslında geçmiş yıllarda alınan o tartışmalı politika kararlarının ve inatlaşılan ekonomik modellerin gecikmiş bir faturası. TEPAV Merkez Direktörü Prof. Dr. Hakkı Hakan Yılmaz’ın paylaştığı o çarpıcı analiz, durumun vahametini çok daha net bir şekilde ortaya koyuyor. Yılmaz'a göre, bankanın 2023-2025 dönemini kapsayan üç yıllık net zararı 85,5 milyar dolara ulaştı. Bu devasa rakam, Türkiye’nin koca bir yılda ürettiği gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) tam yüzde 6,3’üne tekabül ediyor!
Faiz Giderlerinde O İnanılmaz Yüzde 400'lük Sıçrama
Bankanın kar-zarar tablosunun en alt satırlarına doğru inildiğinde, o asıl büyük kanamanın nerede yaşandığı açıkça görülüyor: Faiz giderleri.
Son üç yıllık süreçte, bazı dönemlerde yüzde 400'ü aşan inanılmaz bir faiz yükü söz konusu. Sadece 2024 ve 2025 yıllarını yan yana koyduğumuzda, Merkez Bankası'nın kasasından çıkan faiz ödemesi tam 57,3 milyar doları buldu. Peki, bu devasa paralar nereye, kime gitti? Bu tutarın çok büyük bir kısmı, bankaların Merkez'de tutmak zorunda olduğu "zorunlu karşılıklar" için yine o bankalara ödenen faizlerden oluşuyor. Yani piyasadaki likiditeyi çekip sistemi ayakta tutmak için ticari bankalara milyarlarca dolarlık bir kaynak aktarılmış durumda.
KKM ve Sıcak Paranın (Carry Trade) Gizli Faturası
Ancak mesele sadece bilançodaki o resmi "zarar" kalemiyle bitmiyor. Ekonomist Hakan Yılmaz, buzdağının suyun altında kalan o karanlık yüzünü de deşifre etti.
Bir dönem ekonominin yegane kurtarıcısı olarak sunulan, ancak sonrasında Hazine'nin ve Merkez'in sırtında adeta bir kambura dönüşen Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasının maliyeti ile Merkez Bankası'nın zararlarının toplamı 105 milyar doları buluyor. İşin içine bir de döviz kurundaki yüksek faiz cazibesiyle ülkeye bir anda giren ve aynı hızla çıkabilen yabancı sıcak paranın, yani "carry trade" işlemlerinin yarattığı maliyet eklendiğinde, karşımıza 115 milyar doları aşan korkunç bir yük çıkıyor.
Deprem ve Eğitim Bütçesini Bile Ezip Geçti
115 milyar dolar... Söylemesi kolay ama bu paranın gerçek hayattaki karşılığı nedir? Yılmaz'ın yaptığı kıyaslama, aslında nasıl bir ekonomik travma yaşadığımızın en acı özeti.
Bu 3 yıllık zarar tutarı; devletin geleceğimiz olan çocuklar için ayırdığı kamu eğitim harcamalarının ve reel sektöre "üretsin, istihdam yaratsın" diye verilen yatırım teşviklerinin tamamını ezip geçti. Daha da kahredici olanı ise; 11 ilimizi yerle bir eden, 50 binden fazla canımızı kopardığı o "asrın felaketi" için yapılan devasa deprem harcamalarının bile çok üstüne çıktı.