HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (45)

Yayınlama: 15.05.2024
Düzenleme: 15.05.2024 12:25

HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (45)

ALİ NUTKİ DEDE (1762-1804)

1762’de İstanbul Yenikapı Mevlevihanesi civarında bir evde doğar. Babası Yenikapı Mevlevihanesinin Şeyhlerinden Kütahyalı Seyyid Ebubekir Dede, annesi ise Galata Mevlevihanesi Şeyhlerinden Kutbünayı Osman Dede’nin kız Saide hanımdır. Amcaoğlu semazen başı Sahih Ahmed Dede’den ilk edebiyat, Farsca, Arapca eğitimi alır. Dini bilgisinde kuvvetli yetişir. Bu dini eğitimdeki iyi yetiştiğini ortaya koyarak kendini gösterir. Babası vefat ettiğinde henüz 13 yaşındadır. Yenikapı Mevlevihanesine şeyh olarak tayin edilir. Otuz sene şeyhlik yaptığı dergâh odasında 1804 yılında vefat eder. Aynı dergâhın bahçesindeki mezarlığa defnedilir.

Derin ilmi, mütevazı kişiliği ile herkesin hürmetini kazanarak devrinin belli başlı şeyhleri arasında kabul edilen Ali Nutki Dede, edebiyat ve musiki ile de meşgul olur. Şiirlerinde “Nutki” mahlasını kullanır.

Şeyhliği sırasında dergâha intisap eden “mukabele ye giren ve çilelerini dolduran dervişler ile Yenikapı Mevlevihanesi hakkında çesitli bilgilerin yer aldığı “Def- ter-i Dervişan” adıyla bilinen bir esere başlar ama tamamlamaya ömrü yetmez. Yarım kalan bu eser, kardeşi Şeyh Abdülbaki Nâsır Dede tarafından tamamlanır.

Ali Nutki Dede’nin tutmuş olduğu bu defter, bir belge niteliğindedir. Musikide tek bir eseri vardır. Şevk-u târab Ayinidir. Öğrencisi İsmail Dede Efendi’ye armağan etmiştir.

Hammamizade İsmail Dede, mevleviliğe intisap ettiği zaman, Ali Nutki Dede, mevlevihanenin şeyhidir. Dede Efendi, şeyhine aynı zamanda hocası olan bu din ve sanat adamına derin bir sevgi ve saygı ile bağlıdır. Nitekim elimizde bulunan ve tek musiki eseri olan Şevk- ü tarab makamındaki Mevleni Ayinini yukarıda da belirttiğimiz üzere Dede Efendiye ithaf eder. Dede Efendi, bu âyin için “Şeyh-i azizim, besteleyip nam-ı fakiraneme teberru buyurmuşlandır” diye arzeder. Ve Şevk-ü tarab makamındaki âyin, 1809 yılında Ali Nutki Dede’nin ölümünden bir ay önce mevlevihanede okunur.

KÜÇÜK MÜEZZIN ÇELEBI

Küçük Müezzin Çelebi’nin doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. 1650-1655 tarihleri arasında İstanbul’da doğar.

Asıl adı Mehmed’dir “Istanbullu Mehmed” olarak da bilinir.

Küçük Müezzin, 18. yüzyılın musikimiz açısından en verimli yıllarında yetişen bir bestekår ve hanendedir. Olağanüstü ses güzelliği, icrasındaki mükemmellik rindmeşrep yaratılışlı (dış görünüşü lâubali olduğu halde, aslında kâmil olan kimse), sözü sohbeti yerinde bir kimse olması, kendisine hayran bir çevre oluşturur. Musiki tarihimizle iz bırakanlardandır. Fırtınalı maceralarla dolu bir ömür sürer. Dr. Nazmi Özalp; “Tarihçi Ahmed Refik Altinay söyle diyor: “Girmediği saz âlemleri yoktu. Vüzera (Vezirler) Meclislerinde, zevk ve eğlence âlemlerinde tatlı sesi ile ufukları çınlatırdı. Devrinin şa- irleri bile, Devr usulü ile seragâz edeli mutrib-i carh (saz eşliğinde) ‘Gelmedi hoş nefes böyle muganni-i benam’ diye överler.

Küçük Müezzin’in sesine bütün İstanbul hayrandır. Sesinin güzelliği saraya ulaşır. İstanbul Kaymakamı, Amcazade Hüseyin Paşa’dır. Müçük Müezzin’i, sevdiği bir kadınla yakalar. Kıskandığı için huzura çağırtır, paylar.

Küçük Müezzin, alışık olduğu âdeti bırakmaz, saz ve eğlence âlemlerine yine devam eder. Şöhreti o derece artar ki İstanbul’da Padişah II. Mustafa’nın dikkatini çeker. Anadolu muhasibeciliğine tayin olur. Müezzin Çelebi, sarayda görevine devam etmekle beraber dışarıda yine musiki eğlence âlemlerinden ayrılmaz. Saraydaki beyefendiliği, nezaketi, parlak ve tatlı sesi ile II. Mustafa’yı âdeta büyüler. Fakat amcazade, bu Müezzin Çelebi’nin kendi idaresizliklerini padişaha anlatmasından korkar. Ne zaman huzura çıksa, Çelebiyi kötüler. Daha önceleri İstanbul’un (heva ve heves) peşinde koştuğunu ve devam ettiğini Padişaha anlatır. “Böyle bir adamın Padişahın yanında bulunmasının dedikoduya sebep olacağını” telkin eder. Saraydan uzaklaştırılmasını sağlar. Küçük Müezzin, evinde oturmaya mecbur tutulur. Gerçi aç kalmaz. Sanatı ve zekâsı ile vezirler ve şairler meclisinde yaşar. Artık ihtiyarlamıştır. Yine de Küçük Müezin diye her yerde kendini saydırır. 1716 yılında Edirne’de vefat eder. 15 eser bestler, günümüze çok azı gelir.

DEVAM EDECEK

Kaynak: Dr. M. Nazmi Özalp: TÜRK MUSİKİSİ TA- RIHI 1. Cilt Sayfa: 185-186

Yılmaz Öztuna: BÜYÜK TÜRK MUSİKİSİ ANSİK- LOPEDİSİ 2. Cilt – Sayfa:19