Hatıralarla Türk Musikisi (117) Bolahenk Nuri Bey (1834-1910)
1834 yılında İstanbul-Eyüp’te doğar. Babası, Mültezim (Aşar Vergisi toplayan tahsildar) Hacı Mehmet Ali Efendi’dir. Büyük babası Moralı Bekir Paşa’dır. Orta öğreniminde iken çalışma hayatına atılır. O zamanki geleneğe uyarak, orta öğrenimi yaparken “Bâb-ı Zaptiye İstintâk (Sorgulama) Dairesi”nde memuriyete başlar. Daha sonra başka resmî görevlerde çalışır ve “Tophane İstihkâm ve Muayene Dairesi Mümeyyizi” iken emekli olur. Bazı kayıtlarda 1910, bazı kayıtlarda 1911 yılında vefat ettiği yazılıdır. “Fatih Türbesi” Mezarlığına defnedilir.
Bolahenk Nuri Bey, çok küçük yaşlarından itibaren çağının ünlü ustalarından faydalanır. Din dışı mûsikîyi daha çok Dellâlzâde İsmail Efendi’den, dinî mûsikîyi ise Şeyh Rıza Efendi’den öğrenir. Mûsikî bilgisini, mensubu olduğu Mevlevihanelerde de ilerletir. Çok titiz bir yaratılışa sahiptir. Mûsikî eserlerinin en doğrusunu öğrenmeye çalışır. Türk Mûsikîsi Tarihinde, bestekârlığı ve hocalığı ile yer alan önemli bir musikişinastır. Öğrenmiş olduğu eserleri unutmamak için Sarıgüzel Karagümrük’teki evinden işe giderken ve dönerken herhangi bir araca binmez, yaya yürür ve elleri cübbesinin ceplerinde usûl vurarak her gün iki fasıl okur. Her yerde yemek yemez, su ya da kahve içmez.
Çok erken yaşlarında tanınır ve mûsikî hocalığına başlar. Resmî görevlerde iken başlayan hocalığı, emekli olunca da devam eder. Eğrikapı yakınlarında “Meşkhâne” açar ve yıllarca öğrenci yetiştirir. Bunlar arasında; Hacı Kirami Efendi, Hafız Sami Efendi, Zâkir Hakkak (kutucu) Mehmet Efendi, Hafız Hayrettin Bilgen, Rauf Yekta Bey, Lemi Atlı, Neyzen Emin Efendi (Yazıcı). Mustafa Kemal (Atatürk) Harbiyede öğrenci iken Bolahenk Nuri Bey’den Türk Mûsikîsi meşk eder.
Başkalarının eserlerini her heveskâra öğretmekten bıkmayan Nuri Bey, kendi eserlerini kimseye kolay kolay öğretmez ve kıskanır. Zamanın mûsikîşinasları, Nuri Bey’in eserlerini öğrenmenin yollarını arar. Nühüft makamındaki bestesi kulaktan kulağa yayıldığı sıralarda kuvvetli notist olan Melekzet Efendi, bir bahane ile üstâdı ziyaret eder. Bestesini okuması için ricada bulunur. Nuri Bey’in elini öper. Rica üzerine eserini okumaya başlar. Melekzet Efendi bir kâğıda bir şeyler yazmaya başlar. Nuri Bey, bestesinin şiirinin yazıldığını zanneder. Eser bittikten sonra Nuri Bey’den bir kere daha okumasını rica eder. Herhalde sözlerin yanlış yazılmaması için istiyor der ve memnuniyetle tekrar okur. Sonunda; “Eh, oku bakalım. Eksik bir şey kalmasın” der. İlk okunuşta notaya alınan eser, ikinci okunuşta Ermeni harfleriyle kaydedildiğinden, Melekzet Efendi besteyi ve güfteyi eksiksiz olarak okumaya başlayınca, Nuri Bey deliye döner. Bastonu kaptığı gibi; “Seni gidi çapkın! Benim bir ayda elde ettiğim eseri on dakikada cebine koyar da gider misin? Yağma mı var be herif” diyerek üstüne yürür ve kapı dışarı eder.
Nuri Bey’in eserleri klâsik üslûbun devamı niteliğindedir. Bunun için yeni tarz besteleri pek beğenmez. Şevki Bey’in eserleri için; “Özellikle uşkakları, harem ağaları gibi hepsi birbirine benziyor” diye söylenir.
Dinî mûsikî alanında Buselik ve Karciğar makamında Mevlevi Åyini, Durak ve İlâhiler besteler. Din dışı mûsikîmizin her formunda eserler verir. Eserlerinin çoğunu Neyzen Emin Yazıcı notaya alır. Rauf Yekta Bey’in kaydettiğine göre en çok Dügâh Makamında bestelediği; “Bais oldu çeşm-i mestin, âşıkın berbadına” eserini çok sevmiş.
1873 yılında Mecmuayı Şaikiya, Kârhâ ve Nakşhâ” adında, 18 makamdan birçok eserin sözlerinin yer aldığı bir mecmua yayınlar. Saz eserleri de besteler. İki Mevlevi Âyini, Buselik ve Karciğar Makamlarında Peşrev, Hisar Buselik Makamında bir Sirta, 3 Kâr, 11 Beste, Aksak ve Yürük Semailer ve şarkılar besteler. DEVAM EDECEK
Kaynak: Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MÛSİKÎSİ TARİHİ - 2. Cilt - Sayfa: 12-13
Yılmaz Öztuna: BÜYÜK: TÜRK MÛSİKÎSİ ANSİKLOPEDİSİ – 2.Cilt - Sayfa: 148-149
Hasan Aksoy: İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ 33. Cilt – Sayfa: 264