Çorum
Parçalı bulutlu
2°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,7774 %0.02
51,7402 %0.25
Ara

Hatıralarla Türk Musikisi (123), Halid Lemi Atlı -3

YAYINLAMA:

Lemi Atlı, 1938 ve sonraki yıllarda, Ankara Radyosunda eserleri yanlış okunuyor gerekçesiyle hemen her hafta mektupla rahatsızlığını açıklar. Şikâyet mektuplarının arkası kesilmeyince, bu sefer, ses sanatçıları Lemi Atlı’nın eserlerini pek okumazlar. Bu olaya tanık olan dönemin Maliye Bakanı Ali Fuat Ağralı’nın aracılığı ile Lemi Atlı, tüm masrafları karşılanarak Ankara Radyoevine davet edilir.

Bu davet üzerine Ankara Radyosuna giden Lemi Atlı, burada bulunan radyo sanatçılarına bir süre eserlerin meşk eder. Daha sonra İstanbul Suadiye’deki evine döner. Bu evde yeğenleri Nasiye Keskin ve Şefik Keskin ile birlikte ikâmet eder. 

Lemi Atlı, Refik Fersan ve eşi Fahire Hanımı evlâdı kabul eder. 1942 yılında “Muhterem Oğlum” diye yazdığı ilk mektubunda Radyo Mecmuasının vefasızlığından şikâyet eder. 1945 yılında yazdığı mektubunda, eserlerinin yanlış icra edildiğinden duyduğu rahatsızlığı beyan eder. 1945 yılında yazdığı başka bir mektupta koro şeflerinin diğer bestekârların eserlerinin güftelerinin de hatalı icra edildiğini, bilhassa Sermüezzin Rifat Bey’in, sözleri Süleyman Naifi Efendi’ye ait Kürdilihicazkâr makamındaki; “Bu şeb çerâ-yi dil ol dul-rubâya söylendi” şarkısının çok yanlış okunduğunu Refik Fersan’a ısrarla adeta isyanını belirtir. Aslında şiddetli grip hastalığına yakalanmıştır. Radyodan icra edilen falsolu ses icraatına, yanlış güfte okunmasına isyan eder. 

1945 yılına girildiğinde artık çocukluğundan beri çektiği astım rahatsızlığının yanı sıra yakalandığı ağır grip hastalığı ile çöker. 

Yıllar önce, Münir Nurettin Selçuk, yazdığı mektubunda, Lemi Atlı’nın eserlerini çok takdir ettiğini ve itina ile seslendireceğini saygılı bir ifade ile belirtir.

Lemi Atlı, eserlerinde, çağdaşı olan şairlerin bazen Divan Edebiyatı ve Vecdi Bingöl’ün şiirlerini seçer. 

Yaratılış itibarıyla son derece terbiyeli, tam bir İstanbul Beyefendisidir. Fırtınalı bir hayatı vardır. 1925 yılında Selahaddin Pınar ile tanışır. Oğlu gibi sever, sıcak bir baba-oğul dostluğu kurulur. Artık, hemen her bestesini Selahaddin Pınar notaya alır. 

Lemi Atlı’nın bir özelliği de çok şık olmasıdır. Sarıyer’de oturan bir Rum kızına âşık olur. Kız Müslüman olur, evlenirler. Ancak, bir süre sonra karısı, dönemin doktor paşalarından birini sever ve ona kaçar. Lemi Atlı, bu kadından boşanır, kadın da doktorla evlenir. Mısır’da yaşayan uzak akrabalarından birinin kızıyla evlenir, çocuğu olur. 5 aylıkken çocuk vefat eder.  Daha sonra, bu karısı da bir başkasıyla ilişki kurar. Bunu öğrenen Lemi Atlı, kadını derhal boşar. 

Mildan Niyazi Ayomak; “Hacı Ârif Bey’den geleneksel üslûp ve tavırla şarkı söylemenin tüm inceliklerini öğrenen Lemi Atlı, bugün kırık dökük devam ettirmeye çalıştığımız mûsikî çığırımız, büyük hocaların bize tek hediyesi” diye yazar.

Bir süre Kanlıca ve Rumelihisarı’nda oturduktan sonra, ömrünün son yıllarını Suadiye’de yeğenlerinin yanında geçirir. Bu eve, Selahaddin Pıra, Nuri Duyguer, Fevzi Aslangil, Sadi Hoşses, Dr. Hamid Hüsnü Bey, Melek Tokgöz, Ârif Sami Toker gibi sanatkârlar sık sık gelirler. Son yıllarını huzurlu geçirir. Yakın dostu Kemal Niyazi Seyhun ile Çamlıca’ya gider, Setbaşı Gazinosunda fasıl dinler. Tanburi Cemil Bey’e göre, Lemi Atlı’nın hançeresine yetişecek saz yoktur. 1944 yılında Tepebaşı Tiyatrosunda sanatkâr dostları jübile yaparlar. 1945 yine sanatçı dostları ikinci jübilesini yaparlar. Yaşlı vücudu yorgun ve takatten düşmüştür.  Reşad Mümtaz Paşa’nın oğlu Semih Rifat’ın yazdığı “Seneler geçti, haber yok senden. Kalmadı bende tahammül cidden” şiirini bestelerken, 25 Kasım 1945 günü vefat eder. Edirnekapı Mezarlığına defnedilir.

Günümüzde fasıllarda okunan çok eseri vardır. Kürdilihicazkâr; “Bir kendi gibi zalimi sevmiş, yanıyormuş.” Muhayyer; “Gezdim, yürüdüm dün gece.” Karcigâr; “Hüsnüne edvar-ı nazın şan senin.” Hicaz; “Hastayım, yalnızım, seni yanımda sanıp da ölmek isterim.” Uşşak; “Siyah ebrulerin duruben çatma.” Rast; “Bu zevkü sefa zahm-ı çemenzarı da kalmaz.” Onlarca eserinden bazılarıdır.  DEVAM EDECEK

Kaynak: Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MÛSİKÎ TARİHİ - 2. Cilt. Sayfa: 45-48

Onur Akdoğu: LEMİ ATLI - TÜRK BÜYÜKLERİ - (Kültür Bakanlığı Yayını)

Yılmaz Öztuna: BÜYÜK TÜRK MÛSİKÎ ANSİKLOPETİSİ - 1. Cilt. - Sayfa: 123-126

Nuri Özcan: İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ -  4. Cilt - Sayfa: 81-82

Murat Bardak: Refik Fersan ve Hatıraları Sayfa: 52-56

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *