HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (127)
AHMED RASİM BEY - 4
Ahmed Rasim Bey’in yazarlığı da önemlidir. Ahmet Mithat Efendi’den gördüğü takdir ve teşvikle güveni artar ve kendisini büsbütün gazeteciliğe verir. Muallim Naci’nin arkadaşlarıyla birlikte Tercüman-ı Hakikat Gazetesi’nden ayrılmasının ikinci günü Ahmet Mithat Efendi tarafından övgü dolu bir dille matbuat topluluğuna takdim edilir.
1885-1908 yılları arası arasında, aralarında Gülşen, Şafak, Maarif, Hamiyyet, Resmi Gazete, Hazine-i Fünun, Servet-i Fünun Dergileriyle Tercuman-ı Hakikat, İkdam, Sabah vs gazetelerinde makaleler, tercüme ve şiirler yayınlar. Hüseyin Rahmi ile “Boşboğaz” ve “Güllabi” adlı mizah dergisini çıkarır. Bu arada okullar için yazdığı tarih, dilbilgisi, imlâ ve aritmetik gibi değişik konulardaki eserlerini kitap halinde bastırır. “Menakıb-i İslâm” adlı kitabıyla 2. Abdülhamid’den Mecidi nişanı alır.
Ahmed Rasim Bey, yazılarıyla, Türkçe’nin insana has hal ve görüşleri anlatmada kıvraklık kazanmasına ve zenginleşmesine hizmet eder. Hafızasını, bir ses ve resim kayıt cihazı gibi kullanır. Kendisinden söz ederken, yaşadığı dönemin özelliklerini, çeşitli insan tipleriyle ortaya koyar hatta kendi çocukluğuna ve gençliğine ait hatıralarını dile getirir ve böylece hayat tecrübelerini seyirciyle paylaşır.
Ahmed Rasim Bey, son yıllarında büyük bir yoksullukla yüz yüze gelir. Kırk sekiz yıllık yazarlık, geçimini güçlükle sağlar. Gerek 1. Dünya Savaşı gerekse Kurtuluş Savaşı yılarında gençlere umut verici, onları gayrete getirici yazıları ve Sultan 2. Abdülhamid döneminin baskı rejimine karşı gösterdiği cesaret, Gazi Mustafa Kemal’in gözünden kaçmaz. 1927 yılında bir iş için Ankara gelir. Para durumu iyi değildir. Ucuz otellerden birine gider. Birkaç gün sonra Gazi Mustafa Kemal’in çevresine yakın biri, durumu Gazi’ye anlatır. Gazi çok üzülür. Gece yarısı Ahmed Rasim Bey’i Çankaya Köşküne davet eder. Üstad çok telaşlanır. Üstüne giyecek doğru dürüst bir şey yoktur. Gazi, büyük bir tedirginlik ve tereddütle gelen misafirini saygı ile karşılar ve yanına oturtur. Uzun uzadıya bir sohbet gerçekleşir. Gazi; “Üstad, Ankara’ya gelir de bizi aramazsınız, oldu mu bu? Ben bir şey düşündüm, bir ricada bulunacağım. Münhal (boş) bulunan milletvekilliklerinden birine aday gösterirsek lûtfen kabul eder misiniz?” der.
Sıkıntısını anlayıp fakat bunu belli etmeden kendisine yardım elini uzatan bu büyük insan karşısında Ahmed Rasim Bey’in gözleri dolarak; “Paşa Hazretleri, lokma aslanın ağzında diye bir söz vardır. Bu söz gerçekten doğru imiş. İşte ben bu lokmaya kavuşmuş bulunuyorum” der ve bütün benliği ile Gazi’ye minnetkâr eda ile göz ucuyla bakar.
Ahmed Rasim Bey, gerek kitaplarında gerek çeşitli mecmua ve gazetelerde yayımladığı birçok makalesinde, yaşadığı devrin mûsikî hayatını da tam bir hâkimiyetle yâni bütün incelikleriyle dile getirir. Öyle ki Türk Mûsikîsi araştırmalarına yol gösteren detaylı yazıları görülür. Rauf Yekta Bey, Ahmed Rasim için; “Muhterem edip Ahmed Rasim Bey kardeşimiz, vaktiyle Hacı Arif Bey hakkında yazdığı mûsikî sohbetinin bir bölümünde, ‘Büyük üstadın mûsikî yaratılışı, bizce az bulunanlardan sayılacak derecede zengin, parıltılı, doyurucu, hüzün vericidir. Meselâ, Uşşak, ‘Mey-hane mi bu, bezm-i tarâbhane-i Cem mi?’ şarkısının yarattığı duygu yüklü molodileri detaylı tahlil eder’ diye yazar.
Ahmed Rasim Bey, yalnız “şarkı” formunda eser besteler. Rauf Yekta Bey, Ahmed Rasim Bey’in, ilk mûsikî derslerini Darüşşafaka’da Zekâi Dede Efendi’den aldığı için mûsikîde kuvvetli ilim ve terbiyesi olduğunu ve eserlerinde kendine has güzel bir üslûba sahip olduğunu belirtir.
Uşşak, “Aman sâki, canım sâki, doldur doldur da ver.” Hicaz, “Can hasta gözüm yaşlı, gönül zâr-ü peraşan.” Hicaz, “Çare bulan olmadı bu yâreye.” Segâh, “Benim sen nemsin ey dil-ber?” Rast, “Leb-i rengine bir gül konsun.” Günümüzde de çok okunan şarkılarıdır. DEVAM EDECEK
Kaynak: Dr. Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MÛSİKÎSİ TARİHİ - 2. Cilt - Sayfa: 50-53
İsmail Baha Sürelsan: AHMED RASİM ve MÛSİKÎ - Sayfa: 13-50 (Kültür Bakanlığı Yayını)
Nuri Özcan: İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ - 2. Cilt - Sayfa: 117-119 (Mûsikî Yönü)
Şerif Aktaş: İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ - 2. Cilt - Sayfa: 117-119