Çorum
Parçalı bulutlu
8°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,5972 %0.28
51,5931 %-0.1
Ara
yazar
İş Geliştirme Proje Yöneticisi
Tüm Yazıları

Başarısızlıklarımın Eseriyim: Kusursuzluk Oyununa Veda

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Size bir itirafla başlayayım: Ben iş hayatındayım ve bugüne kadar çok kez başarısız oldum. Yanlış kararlar verdim, projemin battığını izledim, sunumlarda sesimin titrediği de oldu, masamın darmadağın kaldığı da... Ve işin ilginç yanı; artık bunlardan hiç utanmıyorum. Çünkü bugün karşınızda duran, fikir üreten, iş yapan "beni" inşa eden şey o parıltılı başarılarım değil, tam olarak o pürüzlü başarısızlıklarım.

Son zamanlarda iş dünyasında tuhaf, steril ve biraz da yorucu bir illüzyonun içinde yaşıyoruz. Ofis masalarımız birer müze sergisi kadar lekesiz, LinkedIn profillerimiz sanki hiçbir fırtınaya tutulmamış limanlar gibi sakin. Bize fısıldanan o büyük yalanı ezberledik: "Eğer kusursuz görünürsen, varsın."

Ambalaj mı, Yaşanmışlık mı?

Bugün iş hayatında itibar görmenin yolu, yaptığın işin derinliğinden çok o işi ne kadar "pürüzsüz" sunduğundan geçiyor gibi. Sanki bir yöneticinin hata yapma lüksü yokmuş, bir çalışanın o gün evi dağınık ya da ruhu yorgun olamazmış gibi bir oyun oynuyoruz. İçeriği boş olsa bile çok iyi paketlenmiş işlerin alkışlandığı bu düzende, asıl tecrübe dediğimiz o sancılı ve öğretici süreçleri birer "utanç" gibi saklıyoruz.

Oysa dönüp bakıyorum da; kusurlarımız bizi eksiltmiyor, aksine bizi tamamlamak için eğitiyor. Karakterimize o kendine has dokusunu veren şey, düştüğümüz o çukurlar. Hikayesi olmayan, sadece "kusursuz ambalajı" olan işler rüzgar çıktığında ilk dağılanlar oluyor. Çünkü ambalaj sadece göz boyar, ruhu ancak bir yaşanmışlık hikayesi doyurur.

"Yaşayan" Her Şey Dağılır

Hani "yaşayan ev dağılır" deriz ya; aslında yaşayan kariyer de, yaşayan fikir de zaman zaman dağılır, kirlenir ve sarsılır. Bir kaşının diğerinden farklı olması ya da bir toplantıda anlık bir hata yapman seni yetersiz yapmaz, sadece "insan" yapar. Bizler normallerimizi o kadar derin bir uykuya daldırdık ki, insani olan her şeyi "anormal" etiketleyip dışlamaya başladık.

Mükemmellik peşinde koşmak, aslında kendi özümüzden kaçtığımız çok yorucu bir maraton. Sürekli başkalarına benzemek, o genelgeçer "ideal profesyonel" kalıbına girmek için kendimizi törpülediğimiz her yanımız, aslında bizim gerçek rekabet gücümüzdür.

Yaralarımızdan Sızan Işık

İş hayatında gerçek değer; hatasız bir makineye dönüşmekte değil, hataların sorumluluğunu alacak cesareti göstermekte gizli. Hikayesi olmayan her insan ve her iş, günün sonunda o sahte mükemmelliğin içinde boğularak yok oluyor.

Kusurlarımızı saklamayı bırakıp, onları birer tecrübe madalyası gibi kabul ettiğimizde sadece daha iyi profesyoneller değil, daha özgür insanlar olacağız. Unutmayın; sadece yapay çiçekler asla solmaz, ama onlar da asla büyümez ve kokmazlar. Artık o ağır "mükemmel" maskelerini bir kenara bırakıp, başarısızlıklarımıza sahip çıkmanın ve en önemlisi "insan" olmanın tadını çıkarmanın vakti gelmedi mi?

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *