ÖZGÜRLÜK
"Maharet, güzeli görebilmektir; sevmenin sırrına erebilmektir.?Cihan, âlem herkes bilsin ki şunu:?En büyük ibadet sevebilmektir."
- Yunus Emre
Basit mi? Ne var, herkes bir şeyleri seviyor. Bundan ibadet mi olur?
"Ben çocuğumu çok severim, annemi, babamı, eşimi, dostumu çok severim."
Öyle mi?
Nereye kadar? Mesela nereye kadar sevebilirsin?
Daha önemli olan soru, sevgi diye adlandırdığın şeyin gerçekten sevgi olup olmadığıdır.
İnsanın çıkarı... Ki maddi bir şey olması gerekmiyor. Birinden enerjisel olarak beslenmen de bir çıkardır. İşte o kesildi mi, sevgi kalıyor mu geriye? Bakmak lazım.
Bunda ne yanlış var? Tabii ki insan hoşuna giden şeyi sever, değil mi?
Öyleyse Allah rızası için sevmek dedikleri şey ne?
Ben hoşuma gideni, işime yarayanı, beni hoş tutanı sevebiliyorum. Herkesi sevmek mümkün mü?
"Maharet, güzeli görebilmektir; sevmenin sırrına erebilmektir." demiş Yunus...
Demek ki en kötü, en çirkin gördüğüm şeyde bile bir güzellik var ve onu görebilmek sevmenin sırrı.
Kimsenin görmediği bir güzellik belki...
Yani bu göz neye bakıyorsa; bir insana, bir manzaraya, bir olaya, her neye bakıyorsa onun güzel olan yanını görecek ve çirkinliğindense güzel olan tarafına odaklanacak.
Hz. Muhammed'in ölü bir köpek gördüğünde, "Ne güzel dişleri var." demesi oldukça metaforiktir.
Pollyannacılık mı oynayalım yani?
Evet, tabii ki.
Kimin hatasını sen düzeltebilirsin ki? Ya da senin sorumluluğunda mı onun bunun hatalarının, kusurlarının çetelesini tutmak?
Hesabını sen mi vereceksin? Sonuçlarıyla sen mi yüzleşeceksin?
Dışarıya pembe gözlükle, kendine ise yakın gözlüğüyle bak. Kusuru kendinde ara; dışarının kusuru olursa kapat.
İşte huzura erenler böyle tavsiye etmiş.
Bunun tersini yaptığımda içimde bir şey beni bunaltıyor. Sıkıyor, sıkıyor; bir türlü rahat vermiyor.
Demek ki yol gerçekten bu.
"İnanmadan evvel tespit et ve dene. Kendin tecrübe etmeden 'tamam' deme." diye yazmış Abdülkadir Duru.
Bu çok kilit bir söz.
Hayatımda doğruyu bulduğum kapıyı bu anahtarla açtım ben. Denedim, tecrübe ettim. Ya "Bu tamam." dedim ya da "Yok, gittiğim yol yol değil." dedim.
Herkesi sevdiğimde, bazen gerçekten bunu yapabiliyorum. İçim kıpır kıpır oluyor. Sanki o sırada dünyada kimsenin göremediği bir şey gerçekleşiyor da onu bir tek ben görebiliyorum.
Neşe doluyorum.
Tüm dünya sanki önümde eğiliyor, her işim kolaylaşıyor. Yaşamak bir süreliğine eğlenceye dönüşüyor.
Bir süreliğine...
Çünkü o beğenmemek var ya, o beğenmemek çok sinsi bir arkadaş.
Ne ara geldiğini ben daha anlamadan avucunun içine alıyor beni.
Huzurum kaçıp eğlence son bulunca, meydanda tek bir arkadaş kalıyor: beğenmemek.
Yaşamak gerçekten bir oyun.
Kuralları var. Basit kurallar.
Gel gör ki biz zoru seçiyoruz. Kuralları yok sayıyoruz.
Bu oyun böyle de oynanır mı?
Tabii ki.
Kaybetme hakkın da var; sen bu oyunda özgürsün..!