Çorum
Açık
20°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,6025 %0.06
55,1061 %0.14
Ara

HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (….)

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

KANUNİ ÂMÂ NÂZIM BEY   (1884-1920)

Âmâ Nâzım Bey, 1884 yılında Üsküdar’ın Karacaahmet Mahallesinde doğar. Babası Yüzbaşı İbrahim Efendidir. Kaderin bir cilvesi olarak, daha 5 yaşında iken hem babasını hem annesini kaybetmesinin yanısıra bir kaza sonucu gözlerini de kaybeder. Hem öksüz hem yetim kalır. Halası sahip çıkar. 13 yaşında iken, vefakâr halasını da 1857 yılında kaybeder. 
Âmâ Nâzım Bey büsbütün kimsesizdir. Yakınlarının yardımı ile Koska’daki “Dilsizler ve Âmâlar Mektebi”ne yerleştirilir. Çok çalışkandır. Hayata bağlılığı, zekâsı ve özellikle mûsikîye olan tutkusu ve müthiş Allah vergisi kabiliyeti sayesinde kanun öğrenmeye başlaması ile kendisine bir yol çizer. 4 yıl sonra “Dilsizler ve Âmâlar Mektebi”nden mezun olduğunda, kanun çalışında, büyük sanatkâr olacağının belirtileri görülür. 
Çok azimlidir. Bu azmi, çalışkanlığı ve kabiliyeti sayesinde hayata tutunmaya çalışır. 24 yaşına geldiğinde 1908-1912 yılları arasında “Mûsik-i Osmani”nin bir üyesi olarak kanun dersi verir. Besketkârlığa bu dönemde başlar. Mâhur makamında “Müptelâyı aşk olup çekmekteyim derdü mihen” güfteli şarkıyı besteler. 
Notayı, Muallim İsmail Hakkı Bey’den öğrenir. Ustalardan meşk etmenin yanısıra bütün usûlleri öğrenir. Kemani Reşad, Neyzen İhsan, Udi Fahri Kopuz, Kemani ve Tanburi Ömer, Hanende Cemâl, Sıdkı ve Memduh’un aralarında bulunduğu ustalarla birlikte “Dârüttalimi Mûsikî Cemiyeti”ni kurar. 
Toplum, 1. Dünya Savaşının getirdiği yokluk ve acılı bir ortamdadır. Verilen üç saatlik konser, dinleyenlere teselli olur. 
“İnas Mûsiki Mektebi”nin Müdürü ve müessisi olarak hususi dersler verir. Şeref Hanım ve Muazzez Hanım gibi kanun icra eden seçkin ve kıymetli hanım sanatkârlar yetiştirir. Radyonun ilk kanun sanatçılarından Vecihe Daryal, Muazzez Hanımın talebesidir. 
Bir musikişinas, Kanuni Âmâ Nâzım Bey hakkında şöyle not düşmüş: “Onun çaldığı, kanun değil, belki ellerinin her hareketiyle tellerin üzerine auvç avuç serptiği bülbüllerin şakımasıdır. Bundan sonra bende başlayan onu dinlemek arzu ve iştiyakı (arzu ile özlemek), ilk olarak, Şehzadebaşı’nda Dârüttalimi Mûsiki Heyetinin vermiş olduğu bir konserde tahakkuk etmiştir. O gün değilse bile o hatıraların içine girdiğim zamanlar, Nabi’nin, sonradan öğrendiğim; “Her nağmede bir nahl-i güle kondu safâdan. Her nağmede tebdil-i makâm eyledi bülbül” beyitlerinin esrarlı manâsını, daha derinleşen ve koyulaşan bir hararetle anlar ve duyar gibi oluyorum” diyor.
Kanuni Âmâ Nâzım Bey, mûsikîmizin inceliklerini, okuduğu okulun hocası olan Medeni Aziz Efendi’den öğrenir. 
Kültürlü ailelere derse gidip, çok çeşitli meşkhanelerde çok öğrenci yetiştirir. Evine öğrenci kabul eder. Dönemin en başta gelen ustalarındandır. Olağanüstü kanun çalması hususunda; “Kanunu keman gibi çalar” diye çok takdir toplar. Ayrıca, Ud ve Kemençe de çalar. Kemençe çalmada da kanun çalışı kadar güçlü olduğu kabul edilir.
Bestelediği 25 şarkısı ve 1 peşrevi, talebesi Şeref Hanım tarafından yazılır ve Şamlı İskender Efendi tarafından neşredilir. Eserlerinin kalitesi çok beğenilir ve takdir edilir. Özellikle Sengin Semâi usulündeki Evcara Makamındaki; “Nüksetti yine ateşi sevda-yı gönül” isimli şarkısı, en önemli eseri olarak kabul edilir. 
Kanuni Âmâ Nâzım Bey, ne yazık ki çok genç yaşta (36 yaşında) 1920 yılında kalp krizi sonucu vefat eder. Emsali görülmemiş bir kalabalığın eşliğinde üzüntü ve göz yaşları ile toprağa verilir. 
Kızlarından Nebile Hanım, Santur isimli müzik âletini, diğer kızı Naime Hanım da kanunu ileri derecede icra ederler ve ikisi de İstanbul Konservatuvarında öğretmenlik yapar.  DEVAM EDECEK
Kaynak: Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MUSİKİSİ TARİHİ - 2. Cilt - Sayfa: 103-104
Yılmaz Öztuna: BÜYÜK TÜRK MUSİKİSİ ANSİKLOPEDİSİ - 1. Cilt - Sayfa: 100
 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *