Çorum
Kapalı
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
48,7897 %0.11
56,0795 %-0.09
Ara
yazar
İş Geliştirme Proje Yöneticisi
Tüm Yazıları

Ekranın Diğer Ucu: Kendimizle Aramıza Koyduğumuz Mesafe

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Son dönemde sosyal medya akışlarında yeni ve oldukça çarpıcı bir video içerik formatı dikkatinizi çekti mi? Tarihteki kırılma noktalarını, asırlık kurumların köklü geçmişini veya devasa yapıların hikayelerini birkaç saniyelik estetik görsellere sığdıran; bize "Olaylara ve tarihe aslında ne kadar uzaktık?" sorusunu sorduran paylaşımlardan bahsediyorum. Zamanı ve mekânı avcumuzun içine sığdıran bu videoları izlerken garip bir farkındalık hissi kaplıyor içimizi. Büyük resme uzaktan bakmanın verdiği o zihinsel berraklık, insana bir anlığına üst bir perspektif kazandırıyor gibi geliyor.
Fakat o içeriklerden birini bitirip başımızı ekrandan kaldırdığımızda, asıl çarpıcı ve sarsıcı soruyla yüzleşiyoruz: Tarihe, kurumlara ve dünyadaki devasa yapılara bu kadar dışarıdan ve "uzaktan" bakabiliyorken; elinizde tuttuğumuz o telefona ne kadar yakınsınız?
Cebimizdeki o küçük cam parçasıyla aramızdaki fiziksel mesafe, bugün hayatla, sevdiklerimizle ve en çok da kendimizle kurduğumuz bağın derinliğini tayin eder hale geldi. İşin en ürkütücü yanı ise bu durumun sert bir bağımlılık gibi değil, hayatın doğal bir akışıymış gibi sessizce ve fark ettirmeden bünyemize sızması. Telefonu masanın diğer ucuna bırakmak, bir sohbet esnasında cebimizden çıkarmamak ya da masada ekranı aşağı bakacak şekilde tutabilmek artık basit bir alışkanlık değil; ciddi bir zihinsel irade mücadelesine dönüştü.
Ekranla aramızdaki mesafeyi sıfırladıkça, yaşamın özüyle aramıza devasa kanyonlar örüyoruz.
O videoları izlerken hissettiğimiz anlık aydınlanma tam da bu yüzden çok kıymetli bir ayna tutuyor bize. Ekranı kaydırırken kendimizi dünyayı anlamlandıran birer "gözlemci" sanıyoruz. Oysa o an sadece dijital bir hipnozun edilgen birer izleyicisiyiz. İnsanlık tarihinin heybetli zaman dilimlerini ekran arkasından hayranlıkla izlerken, avuçlarımızın arasından sessizce kayıp giden kendi zamanımızı kaçırıyoruz. Kendimize ait o biricik şimdiki zamanı, başkalarının ürettiği ve algoritmaların önümüze sunduğu mikro anlara feda ediyoruz.
Telefonu sadece yarım metre uzağımıza koyabilmek, günümüz insanının kendi zihinsel özgürlüğü için verebileceği en sessiz ama en radikal mücadeledir belki de. Çevrimdışı kalabilmek, bildirimsiz bir saat geçirebilmek; bizi dijital akışın tüketim nesnesi olmaktan çıkarıp kendi hayatımızın yeniden öznesi yapar.
Ne zaman ki o videoyu izlemeyi bitirip telefonu ekranı kapatarak masanın en uzak köşesine iteriz; işte o zaman tarihin, kurumların ya da kendi hayatımızın ne kadar içinde veya uzağında olduğumuzu gerçekten anlamaya başlarız. Gerçek mesafe ekranın ucu ile gözlerimiz arasında değil; zihnimiz ile kendi varlığımız arasındadır.

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *