HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (149)
SUPHİ ZİYA ÖZBEKKAN (1887-1966)
1887 yılında İstanbul’da (Türbe Mahalllesinde) doğar. Babası devlet adamı ve bestekâr Yusuf Ziya Paşa, annesi Behiye Hanımdır. Fransız mürebbiyeden Fransızca öğrenir. Daha sonra Galatasaray Mektebi Sultani’den hocası Perard ve Lacambilez’den aldığı özel eğitimle Fransızcasını tercümanlık ve çeviri yapacak düzeyde ilerletir. Hariciye Vekâletinde Fransızca Kâtip Yardımcısı olarak resmî göreve başlar. Bu arada Mekteb-i Hukuk-i Şahane’ye (İstanbul Hukuk Fakültesine) girer.
1908’de yeni kurulan Tenkisat (İndirimler) Komisyonunda görev alır. 1911’de Mekteb-i Hukuk-i Şahane’yi (Hukuk Fakültesini) bitirir. 1914 yılında başladığı İtibar-ı Millî Bankası Umumi Kâtipliği görevini 1920’ye kadar sürdürür.
Serbest avukatlık yaparken, yabancı demiryolu şirketi mümessili sıfatıyla Ankara’ya gider. Daha sonra Özel Ticaret ve Sanayi Bankası’na müdür olur. 1930’da İktisat Vekâleti’ne (Bakanlığına) geçerek İskenderiye, Roma ve Londra Büyükelçiliklerinde Ticari Ataşe olarak görev yapar.
1943 yılında Ankara’ya döner. Toprak Mahsulleri Ofisi İdare Heyeti Üyeliği yapar. 1952 yılında yaş haddinden emekli olur. Bu arada, 1943-1945 yılları arasında Ankara Radyosunda vekâlelten müdürlük görevinde bulunur. 1952 yılından 1963 yılına kadar radyoda Sanat Müşaviri ve Mûsiki Üslûp Hocası olarak görev yapar. Bu yıllarda dönemin önemli icra topluluğu olan “Küçük Koro”yu kurar. 19 Temmuz 1966 yılında Ankara’da vefat eder. 20 Temmuz 1966’da Ankara-Cebeci Asrî Mezarlığına defnedilir.
Suphi Ziya Özbekkan, Fransızcanın yanısıra Farsça ve Arapçaya da vâkıftır. Az konuşur. Kolay kolay samimi olmayan bir kişiliğe sahiptir. Bu nedenle, mûsiki çevrelerine pek girmez. Türk Mûsikîsine ilgisi, babasının konağındaki fasıllar sayesinde başlar ve fasıla gelen, devrin zirvesindeki sanatkârları tanıyarak büyür. Konağa gelen sanatkârlar; Hacı Kirami Efendi, Leon Hancıyan, Tanburi Cemil Bey, Lavtacı Andon, Ali Rıfat Çağatay, Rauf Yekta Bey, Kemani Kirkor gibi ustalardır. Ablasının da sesinin güzelliği dikkat çeker. Tanburi Ali Efendi’den ders alır. Ünlü hanende Nasib Hanım da Harem ve Selâmlıkta yapılan fasıla katılır.
Ağabeyi İbrahim Ziya Bey Ali Rifat Çağatay’dan ud dersi alırken, Suphi Ziya Bey de tanbur’a heves eder. Ancak, Ali Rifat Bey; “Bir evde iki mızraplı saz olmaz” diye telkinde bulunur ve Suphi Ziya Bey’e, kemençe öğrenmesini tavsiye eder. Böylece, kemençeci Vasil’den kemençe dersleri almaya başlar. Suphi Ziya Özbekkan, 4 yıl süren derslerin sonunda kemençede epey ilerleyince, konağa gelenlerle birlikte fasılda kemençe çalmaya başlar. Bestekârlığa 42 yaşında Hüzzam ilâhi besteleyerek başlar.
Şarkılardan ilk bestelediği, Uşşkak makamında; “Neden hiç durmadan” isimli şarkıdır.
Kendisi, Dede Efendi ve Hacı Ârif Bey’den etkilenir, onların yanısıra Mustafa Çavuş’u da çok sever.
Lemi Atlı’dan sonra geleneksel mûsikîmizin son halkası olarak kabul edilir. Mûsikîmizde kullanılan usûl ve makamları çok iyi inceler ve yaptığı bestelerde makam geçkileri muhteşemdir.
Viyana’da ike ölen kızı Hümeyra için bestelediği Muhayyer şarkısının yeri ayrıdır. “Titrer yüreğim her ne zaman yâdıma gelsen.”
Hicaz safyan-düyek Divan; “Dün gece ye’s ile kendimden geçtim.” Saba aksak; “Semt-i dil-dara bu demler, güzerin var mı saba?” Kürdilihicazkâr curcuna; “Bir gamlı hazansın seherinde, ısrara ne hacet yine bülbül?” Saba Nakış yürük Semâi; “Ey bad-ı saba, yâr ile vuslat ne zamandır?” Uşşak aksak; “Ne zaman gelse hayalin bu harabata senin” şarkılarının yerleri ayrıdır.
Bir ilâhi, 3 Beste, 3 Ağır Semâi, 5 Yürük Semâi, 1 Koşma, 1 Köçekçe, 40 şarkı bestelemiştir.
DEVAM EDECEK
Kaynak: Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MUSİKİSİ TARİHİ - 2. Cilt - Sayfa: 107-108
Yılmaz Öztuna: BÜYÜK TÜRK MUSİKİSİ ANSİKLOPEDİSİ - 2. Cilt - Sayfa: 178-180
Nuri Özcan: İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ - 34. Cilt - Sayfa: 118-119