TERAZİ
Terazi burçları hayatın en güzel tarafını yaşamaya çalışan insanlardır. Girdikleri ortamı güzelleştirir, insanları birbirine yaklaştırır, tartışmaları yumuşatır, kimsenin kalbini kırmamaya çalışırlar. Zarafetleriyle dikkat çekerler. Estetik onlar için bir lüks değil, yaşam biçimidir. Güzel bir masa, özenle hazırlanmış bir tabak, uyumlu renkler, hoş bir koku, doğru müzik… Bunların hepsi onların ruhunu besler. Çünkü Terazi için sadece mide değil, göz de, ruh da doymalıdır.
Ama işte tam da bu yüzden bazen en büyük savaşlarını kendi içlerinde verirler. Dışarıdan bakıldığında ne istediğini bilen, sakin ve dengeli biri gibi görünürler. Oysa zihinlerinin içinde hiç durmayan bir toplantı vardır. Her seçeneğin artısı eksisi hesaplanır. Her karar tekrar değerlendirilir. “Acaba bunu mu yapsam?”, “Ya öteki daha doğruysa?”, “Şimdi böyle davranırsam yanlış anlaşılır mıyım?” derken bazen karar vermek, o kararı uygulamaktan daha yorucu hâle gelir.
Beslenme düzenlerinde de aynı döngü kendini gösterir. Diyete başlamadan önce onlarca liste incelenir, videolar izlenir, yorumlar okunur. En doğru yöntemi bulmaya çalışırken günler geçer. Sonunda başlayan diyet ise çoğu zaman bir arkadaşın doğum günü, güzel görünen bir tatlı ya da “Bir kereden bir şey olmaz.” cümlesiyle bozulur. Sonra vicdan azabı gelir. Ardından pazartesiye söz verilir. Terazi’nin en büyük rakibi açlık değildir; kararsızlık ve mükemmeli arama isteğidir.
Bir de şu yönleri vardır… İnsanları mutlu etmeyi o kadar severler ki çoğu zaman kendilerini ikinci plana atarlar. “O üzülmesin.”, “Ayıp olmasın.”, “Kırılmasın.” derken kendi ihtiyaçlarını ertelerler. Günün sonunda ise fark etmeden duygusal açlık yaşamaya başlarlar. İşte o an mutfak sadece yemek yenilen bir yer olmaktan çıkar; biraz nefes alınan, biraz rahatlanan, bazen de duyguların susturulduğu bir yere dönüşür.
Bir de hayatımda bunun canlı örneği olan biri var. İş arkadaşım. Kendisi de Terazi burcu. Üstelik diyetisyen. İki diyetisyenin birlikte çalışması dışarıdan bakınca çok zor görünür. Ama biri Terazi olunca işler biraz değişiyor. Bir danışanın neden kilo veremediğini düşünüyoruz. Ben diyorum ki uymamıştır o ise bir çok neden ve hastalık sıralıyor. Bir bakmışız, tek bir öğün üzerinden uzun uzun konuşmuşuz. İlk zamanlar bunun kararsızlık olduğunu düşünüyordum. Sonra fark ettim ki bu aslında onun mesleğe bakış açısıydı. Her danışanın farklı olduğunu düşünüyor, her ayrıntıyı hesaba katıyor, kimseyi tek bir kalıbın içine koymak istemiyor. Evet, bazen karar verme süresi uzuyor ama ortaya çıkan plan gerçekten kişiye özel oluyor.
Sanırım Terazileri güzel yapan da tam olarak bu. Onlar sadece sonuca değil, sürece de değer veriyorlar. İnsan ilişkilerinde olduğu gibi mesleklerinde de adil olmaya çalışıyor, kimseye haksızlık etmek istemiyorlar. Empati kuruyorlar, dinliyorlar, anlamaya çalışıyorlar. Belki de bu yüzden çevrelerinde bu kadar seviliyorlar.
Sanırım Terazileri güzel yapan da tam olarak bu. Onlar sadece sonuca değil, sürece de değer veriyorlar. İnsan ilişkilerinde olduğu gibi mesleklerinde de adil olmaya çalışıyor, kimseye haksızlık etmek istemiyorlar. Empati kuruyorlar, dinliyorlar, anlamaya çalışıyorlar. Belki de bu yüzden çevrelerinde bu kadar seviliyorlar.
Ama sevgili Terazi…
Hayat her zaman iki seçenek arasında kusursuz olanı bulma yarışı değil. Bazen en doğru karar, uzun uzun düşündüğün değil; seni iyi hissettiren karardır. Her tabak kusursuz görünmek zorunda değil. Her gün mükemmel beslenmek zorunda değilsin. Ve herkesi mutlu etmek de senin görevin değil. Çünkü gerçek denge, hayatı sürekli tartarak yaşamak değil; bazen teraziyi bir kenara bırakıp kendini seçebilmektir.