NEYİN VAR SENİN
Aynı çiftlikte yaşayan güvercin ve tavuskuşu arkadaş olur. Tavuskuşu güvercine sorar;
Biraz renksiz değil misin?
Güvercin;
Evet sana göre öyleyim.
Peki sende insanların dönüp bakacağı ne var? Der Tavuskuşu.
Bilmem bunu hiç düşünmedim, diye cevap verir güvercin.
Ve sohbet ederken çiftlikten uzaklaşır yollarını kaybederler.
Geldiğimiz yönü hatırlıyor musun, diye sorar Tavuskuşu.
Bunun üzerine güvercin, gökyüzüne yükselir.
Nereye gidiyorsun, diye seslenir Tavuskuşu.
Eve, der güvercin.
Güvercin önde, tavus kuşu arkada çiftliğin yolunu bulurlar. Çiftliğe döndüklerinde, yolu bulabildiğini neden söylemedin bana diye sorar Tavuskuşu.
Çünkü daha önce hiç kaybolmamıştık, diye cevap verir güvercin.
Birinin ne yapabildiğini şimdiye kadar yaptıklarıyla ölçme, diyormuş bu fabl.
Ne başkaları ne de kendin, eksik değil az hiç değil.
Çağın hastalığı ise benzerlik. Çağın hastalığı sen kimsin ve ben sana nasıl benzerim?
Doğru soru ise, ben kimim. Ve cevabı; süprizlerle dolu bir şeyim!
Ve başka bir cevabı; her zaman yenilenirim.
Sandığımdan daha fazlasıyım. Sandığımdan daha güçlü. Sandığımdan daha yetenekli. Sandığımdan daha akıllı…
Ve tüm bunlar sadece benim için değil, diğer insanlar içinde geçerli.
Sevgili tavuskuşu, güvercin yada diğer kuşlarda senin kadar görkemli kanatlara sahip olsaydı, kanatlarına görkemli diyebilir miydim. Yoksa kuş işte kanatları böyledir bunların der geçer miydim. Güzelde olsa bir şey ne kadar çoksa o kadar sıradanlaşır.
İşte tam da bu yüzden sıradanlaşmak istemiyorsan kendinde olan cevheri başkasında arama. Onda olanı da kendinde arama. Hepimizin bir cevheri var. Bul onu ve istediğin kadar övün onunla senin hakkındır.
Çünkü verdiği cevher, O’ndan bir parçadır. Bu yüzden O parçayla O’na kendini daha yakın hissedersin. Yani mutlu. Ne sandın O’na biraz olsun yaklaştığında için neyle dolacak sandın. İşte O’na yaklaşmanın en kestirme yolu. Sana ne vermişse başkasından seni ayıran o parçanı bul. O senin cevherindir. O cevher seni O’na götürecek.
Hayatını yeteneğiyle sürdüren biri neden bunu bir iş olarak görmüyor hatta yaşlansa dahi o işi yapmaya devam ediyor dersiniz. Seksen yaşında meslek erbabı çoktur. Ne onu hala işinin başında tutan. Bir müzisyen neden eli ayağı tutmaz oluncaya kadar bırakmaz müzik aletini. Bir demirci ustası dahi bırakamaz toz pas içinde atölyesini. Neden neden?
O cevheri kullanarak neye ulaşmışta bir ömür aynı şeyi yapmaktan bıkmamış, usanmamış. Ne hissediyor yeteneği ne ise onu hayatında kullanıp yaşayanlar, hele bana bi anlatsın…