Her Şeye Yetmenin, Hiçbir Şeye Yetişemeyen İnsan Yorgunluğu
Modern dünyada insanın kendine koyduğu en örtülü, en yıkıcı kural nedir biliyor musunuz? Belli etmemek. Ayakta kalmak, fırtına ne kadar sert koparsa kopsun yelkenleri düşürmemek ve her şeyden önemlisi, çevresindeki her insana, her işe, her sorumluluğa "yeterli" gelmek.
Sürekli güçlü görünmek bir süre sonra bir yaşam biçimi olmaktan çıkıp bir savunma mekanizmasına dönüşüyor. Ancak bu zırh, zamanla sahibini korumak yerine onu içeriden ağır ağır ezmeye başlıyor.
Güçlü Kalma Yanılsamasının Bedeli
Zihnin "hallederim" dediği her yükü beden kaydeder. Omuzlardaki kronik ağrılar, bir türlü geçmeyen o derin yorgunluk hissi ve kesintisiz zihinsel gürültü, aslında içimizdeki "dur" ihtarının fiziksel yansımasıdır. Bedenin bu durumda ödediği bedel diyebiliriz.
Her zaman dik duran ve her şeye yeten insanlar, dışarıdan bakıldığında hiçbir desteğe ihtiyacı olmayan birer güç abidesi gibi görünür. Bu durum, çevrenizdekilerin size destek vermeyi düşünmemesine yol açar. Sonuç mu? Kalabalıklar içinde derin bir yalnızlık. Görünmez oluruz destek konusunda ve herkes geçer gider yanımızdan fark etmeden.
Her şeye yetişmeye çalışırken, insanın ıskaladığı tek yer kendisi olur. Başkalarının beklentilerini karşılama çabası, kendi ihtiyaçlarımıza sağırlaşmamızla sonlanır. Tükenmişlik olarak döner belli edilmeyen bir tükenmişlik ve öz özlem olur kendinin kendi halini özlersin.
İnsani Olanı Hatırlamak: Eskimeyen Bir Hak Olarak "Eksik Kalabilmek"
Güçlü olmak, hiçbir zaman düşmemek ya da kırılmamak demek değildir. Asıl güç; durabilmekte, "Bu kadarına gücüm yetmiyor" diyebilmekte ve yetersiz kalma korkusuna rağmen o insani sınırı kabul edebilmektedir. Sınır çizmek ve her şeye yetişememek bir eksiklik değil; aksine ruhsal dengemizi ve öz saygımızı koruma becerisidir.
Köklü bir ağaç bile rüzgarda esnemeyi reddederse kırılır. İnsanı hayatta tutan şey, her fırtınada dimdik duran esnemez bir katılık değil; kırılganlığını ve sınırlarını kabul edebilme olgunluğudur.
Her şeye yetmek zorunda değilsiniz. Bazen sadece olduğunuz kadarıyla durabilmek, yetemediğiniz anların da hayatın bir parçası olduğunu kabullenmek, omuzlarınızdaki en ağır yükü hafifletecektir.