HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (156
REFİK FERSAN (5) (1893-1963)
Gazi Hazretleri, 1924 yılında, akşamki fasıldan sonra; “Dikkat ediyorum, fasıllara peşrevle
başlanıyor, şarkılar okunuyor ve saz semâileri ile bitiriliyor. Fasılların sonunda çalınan saz
semâilerinin tarzı, aşağı yukarı yekdiğerinin aynı. Dörder hane olarak tertip olunan bu gibi
eserlerin bilhassa saz semâilerinin sonları, bizlere heyecan verecek, ruhumuzu okşayacak,
meselâ bizim zeybek havaları gibi daha kıvrak, zevkimizi okşayan ve bizi zıplatan havalarla tertip
edilse idi, millî ruhumuzu daha ziyade okşamaz mıydı? Acaba, bestekârlarımız neden bu ciheti
göz önünde tutmamışlar?” diyerek önemli bir hususa dikkat çekti.
Gazi Hazretlerinin bu buluşları harika idi. O ara salon orkestrası konsere başladı. Ben yerimden
fırladım, beni çok alâkadar eden bu dahiyane buluş üzerine derhal bir eser yazmak emrini ve
arzularını hemen o anda yerine getirmek için tenha bir yere çekildim. Bir kâğıda o anda tulû
eden (içimden gelen) birçok nağmeyi Hamparsum notasıyla tesbit ettim. Dördüncü haneye,
zeybek temposunda bir oyun havası ekledim. Tam on beş dakika gibi kısa bir zamanda meydana
getirdiğim bu eseri bir daha gözden geçirdim. Kendim de beğendim. Mükemmel bir “NİKRİZ SAZ
SEMÂİSİ” bestelenmişti.
Salona girdiğim sırada, orkestra, dans havaları çalmakta idi. Atatürk, sofra başında maiyeti ile
konuşuyordu. Beni görünce; “Nerede idin?” diye sordu.
“Paşam, emirlerinizi yerine getirmek üzere dışarı çıkmıştım. Müsaade buyururlarsa, efendimize
şimdi bestelediğim bir “Nikriz Saz Semâisi”ni dinleteceğim” dedim.
Paşa hayret içinde idi. Derhal tanburla bu eseri arz etmeye başladım. Alâka ve dikkatle takip
ediyordu. Son hanesine zeybek usulü ile başlar başlamaz; “Bravo, aferin evlâdım” diyerek
takdirlerini belirttiler. Huzurlarında mevcut bulunanlar arasında İsmet İnönü de vardı.
“Haydi bakalım. Hepimiz zeybek oynayacağız” diyerek eseri tekrar tekrar çaldırdılar ve uzun süre
zeybek oynadılar.
“Sanatkârlar, paraya değil iltifata muhtaçtır.” Böylece, çok güzel bir Nikriz Saz Semâisi
bestelenmiş olur.
Refik Fersan, Ankara’da iken Başbakan İsmet İnönü’nün Yunanistan’a yaptığı geziye iştirak eder,
Yunanistan Başbakanı Venizelos’a birkaç konser verir.
1924 yılına kadar Ankara’da görev yaptıktan sonra sağlık nedenleri ile İstanbul’a dönmek
istediğini arz edip müsaade aldıktan sonra İstanbul’a döner.
Refik Fersan, İstanbul’a yerleşince Münir Nurettin Selçuk ile serbest çalışır. Eşi Fahire Fersan ile
Münir Nurettin Selçuk’un plâk çalışmalarına eşlik eder. 1927’de İstanbul’a geldikten sonra,
Prens Yusuf Kemal’in daveti üzerine Münir Nurettin ile Mısır’a gider, 4 ay orada kalır. 1934
yılında konser için Macaristan’a gider. 1937’ye kadar İstanbul Radyosunda çalışır.
1938 yılında Ankara Radyosunun hizmete girmesi ile diğer sanatçılarla birlikte Ankara’ya gelir.
Bir süre sonra Repertitör olarak görev yapar. 1949 yılında Suriye’de “Şark Mûsikisi
Konservatuvarı”nı kurmak için ailesi ile birlikte Şam’a gider, orada 8 ay çalışır. Suriye-İsrail Savaşı
çıkınca yurda döner. Davet üzerine İstanbul Belediye Konservatuvarında “İlmî Kurul” Başkanlığı
yapar. 1953 yılında, mide kanaması sonucu mûsiki faaliyetlerinden bir süre ayrılır. İyileşince,
Konservatuvarın İlmî Heyet ve Tasarruf Heyeti Başkanlıklarıyla İcra Heyeti Şefliği yapar. DEVAM
EDECEK.
Kaynak: Murat Bardakçı: Refik Fersan ve Hatıraları - Sayfa: 148-163
Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MUSİKİSİ TARİHİ - 2. Cilt - Sayfa: 116-119
Nuri Özcan: İSLAM ANSİKLOPEDİSİ - 12. Cilt - Sayfa: 412-413