Hatıralarla Türk Musikisi (99) Mehmed Celaleddin Dede Efendi
Mehmet Celalleddin Dede Efendi, 1848 yılında İstanbul’da Yenikapı Mevlevihane’sinin hareminde doğar. Babası aynı tekkenin şeyhi Osman Selahaddin Dede Efendi, annesi Münire Hanımdır.
Mevlevihane’nin yakınındaki ilkokulu bitirir. Sonra Davutpaşa Rüştiye’sine devam eder.
Mevlevihanede tecvit, kıraat, ulûm-i diniye, tasavvuf, edebiyat, mesnevi, füsusilhikem ve musiki öğrenir.
Dedesi, Abdülbaki Nasır Dede’dir. Ali Nutki Dede ile Abdürrahim Kühni Dede, büyük amcasıdır. Arapça, Farsça ve Fransızca bilir.
1870 yılında babasının şeyhliği fiilen bırakması üzerine, Konya Çelebisi’nin izni ile Mevlevihaneyi 18 yıl yönetir. 1887 yılında babasının vefatı üzerine şeyh olur. Çok çalışkan biridir. Yorulur. Bir de 8 Ekim 1904 yılında çıkan yangında Mevlevihanenin bir bölümü, değerli kitapları ve eşi bulunmaz kıymetli tezhipli mesneviler ile tanburları yanar. Zaten boğaz hastalığından rahatsızdır. Hastalığı sebebiyle Dügâh makamındaki âyinin 1905’de okunuşu sırasında ayakta duramaz. Geleneğin dışına çıkarak mecburen postuna çöker.
Gerçek bir musiki bilgini olan Mehmed Celâleddin Dede 31 Mayıs 1907 tarihinde Gümüşsuyu’ndaki köşkünde vefat eder. Cenazesi, Mevlevihanenin mezarlığına defnedilir.
Tanbur çalmasını, Büyü ve Küçük Osman Bey’lerden öğrenir. Ney üflemesini, eniştesi Hüseyin Fahreddin Dede’den, dinî musikiyi tekkeden, din dışı musikiyi Tanburi İsmed Ağa ve Nikoğos Ağadan öğrenir. Özellikle tanburda kendine özgü bir tavrının olduğunu, çok ustalıklı mızrap kullandığını , tanıyanlar, öğrencileri ve Ahmet Irsoy doğruluyor. Celaleddin Dede, daha on sekiz yaşında iken İslâmî İlimlerde ve musikide yükselir, adını kültürlü çevrelere duyurur.
Çok iyi derecede Arapça, Farsça bilgidi için eski “edvar” kitaplarını inceleyerek musikimizin nazariyatına eğilir. Böylece bu konuyu ilk defa ele alanlardan biridir. Başta Rauf Yekta Bey olmak üzere pek çok öğrencisine Pazartesi günleri ders verir. Bir gün Rauf Yekta Bey, Kulekapısı Mevlevihanesi Şeyhi Ataullah Efendi’nin Arapça bir nazariyat kitabını incelediğini hocasına haber verir. Bunun Üzerine Celalelddin Dede, Rauf yekta Bey’e, kendisinin incelemekte olduğu bir başka nazariyat kitabını gösterir Bundan sonra bu üç kişinin gayreti ile yüzyıllardır unutulmuş olan musikimizin bilimsel yönü ortaya çıkarılmış olur. Celaleddin Dede bununla da kalmaz. Bugün bile kullandığımız bazı musiki terimlerini ortaya koyar. Bilimsel araştırmacılığı ve üstün kişili, kendisine üst düzey dostlar edinmesini sağlar. Mithat Paşa’nın babası ile dostluğu, Sarayın dikkatini çeker. Jurnalciler Saraya yetiştirince huzuru bozulur.
Mehmed Celaleddin Dede, bir bestekâr olarak Dügâh makamında bir âyin besteler. Ancak, dedesi Nâyi Osman Dede’nin Hicaz makamındaki melodileri Dügâh makamında kullanır. Rauf Yekta Bey, hocasının değişik makamlarda kullandığını ve kolay olmadığını savunur.
Şeyh Ataullah, Şeyh Fahreddin Dede ve Celaleddin Dede’nin musiki ilmine eğilmeleri ve musiki bilgilerini kitaplarda neşretmeleriyle, Rauf Yekta Bey, Dr. Suphi Ezgi, A. Avni Konuk ve Saadeddin Arel’in dikkatini çekerek onların da musiki nazariyatı kitapları yazmalarına vesile olmuşlardır.
Mehmed Celaleddin Dede, “Şeyhi” mahlâsı ile şiirler yazan şairliği kadar, bestekâr, Türk Musikisi Nazariyatçısı, dinî ve tasavvuf sahasında ve edebiyatta bilgin bir kişidir. DEVAM EDECEK
Kaynak: Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MUSİKİSİ TAHİRİ - 1. Cilt - Sayfa: 275-277
Yılmaz Öztuna: BÜYÜK TÜRK MUSİKİSİ TARİHİ - 1. Cilt – Sayfa: 173-174