Çorum
Kapalı
-1°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,2957 %0.03
50,6829 %-0.17
Ara

Hatıralarla Türk Musikisi (119) Rahmi Bey -1 (1864-1924)

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Rahmi Bey, 27 Aralık 1864 yılında İstanbul’un Bayazıd Semtinin Divan-ı Âlî Mahallesinde dünyaya gelir. Büyük babası Trabzon’da Boztepe Camii imamıdır. Babası Trabzonlu Hilmi Efendi, Sancak Vilayeti Defterdarlığından sonra Gümülcine Muhasebecisi iken emekli olur. Annesi Zahide Hanımdır.
Orta öğrenimini Bursa’da tamamlar. Mülkiye-i Şahane’ye (Siyasal Bilgiler Fakültesi) girer ve başarıyla mezun olur. 1878 yılında Kütahya Sancağı Muhasebe Kalemine tayin olur. 1884’de Devlet Şûrasında birinci sınıf mülazim (stajyer) olur. Değişik devlet kademelerinde çalışır. 
15 Nisan 1899 tarihinde Devlet Şûrası Bidayet (Başlangıç) Mahkemesine üye tayin edilir. 1906’da İstinaf Mahkemesi (itiraz edilen üst mahkeme) üyesi iken, kısıtlama yapılınca, Devlet Şûrası Temyiz Mahkemesine tayin olur. 
1911’de Devlet Şûrası kapatılınca açıkta kalır. Vefa İdadisinde “Kitabet-i Resmiye” öğretmenliği yapar. 1918’de Dârülelhan Müdürlüğüne getirilir. 1. Dünya Savaşı sonrası türlü sıkıntılar dolayısıyla okul kapatılır. Rahmi Bey yine açıkta kalır. Devlete 30 yıl hizmet etmiş olan Rahmi Bey, yoksullukla yüz yüzedir. Bu arada bazı azınlık okullarında öğretmenlik yapar. 
1922 yılında Dârülelhan yeniden açılır. Ancak, Dârülelhan Müdürlüğüne, Avrupa’da Batı Müziği eğitimi görmüş ve Tanburi Cemil Bey’in ısrarla; “Avrupa’ya gidiyorsun. Sakın ola ki kendi mûsikîmizi asla unutup yüz çevirme” diye tembihine rağmen dinlemeyen Musa Süreyya Bey tayin edilir. 
Tanburi Cemil Bey’in Tanbur ve Kemençe taksimlerini dinledikten sonra; “Avrupa’yı dolaştım, çok senfoni orkestrası dinledim ama sendeki muhteşem ve insanı büyüleyen nağmeleri duymadım” diyen Musa Süreyya Bey gitmiş, “Biz Batı Mûsikîsi ile çağdaş olabiliriz” diye Maarif Vekâletine rapor veren üç kişiden biri ve en etkili olan Musa Süreyya Bey gelmiştir.  
Böylece Rahmi Bey açıkta kalır. Felâketler bununla da bitmez. Tek evlâdı, biricik kızını itina ile yetiştirir. Mûsikî aşkını ona da aşılar. Medeni Aziz Efendi’nin oğlu tanburi ve hanende Zühtü Bey ile evlenmesine râzı olur. Ancak, kısa bir müddet sonra kızının mutsuz olduğunu öğrenir. Zavallı kızcağız, kahırlarını içine ata ata verem hastalığına yakalanır. Bu hastalık uzun sürmez. Babasının göz yaşları ve hıçkırıkları ile toprağa verilir. Rahmi Bey’in kolu kanadı kırılır. 
Memuriyetten sonra açıkta bırakılınca mûsikîden soğur, nisfiyesini (küçük ney) kırar. 
Muhteşem bestelerindeki nağmeleri adeta nesillere armağan eder. Bir bahar akşamı sessiz sedasız dünyaya veda eder. 12 Mayıs 1924 tarihinde kalp rahatsızlığından vefat eder, Eyüp Kırkmerdiven Mezarlığına defnedilir. 
Rahmi Bey, daha ortaokul döneminde edebiyata merak sarar. Mülkiyeden sınıf arkadaşı olan “Servet-i Fünun” Gazetesinin sahibi Ahmed İhsan Bey, Rahmi Bey ile ilgili görüşlerini Ruşen Ferit Kam’a şöyle anlatır; “Sanatkâr ruhlu bir adamdı. Çocukluğu, mûsikî ve edebiyat meraklıları arasında geçmişti. Biz ona Mülkiyede ‘Âşık Şâir’ derdik. Rahmi Bey, zamanın edebiyat akımlarına uyarak gazeller, şarkı güfteleri yazardı. Sonra bestekâr olmuştu. Mükemmel, nısfiye (küçük ney) çalardı. Hafif, tesirli bir sesi vardı. Maddi şeylerle uğraşmayı sevmez, âşık şairler gibi rind meşrepliydi (dünyayı umursamaz kişi). Tam bir Şark Filozofu idi. Biz onu bu sıfatlarıyla takdir eder, severdik. 
Rahmi Bey, bu kabiliyeti ile yaşadığı dönemin sanat adamlarıyla ilişki kurar, bilgisini geliştirir. Servet-i Fünun Edebiyat Akımını kurup geliştiren, başta Recaizade Mahmud Ekrem, Muallim Naci, Abdülhakhamid, Tevfik Fikret gibi ünlü sanatkârların çevresine girer ve onlardan çok faydalanır.
Bestekârlığı kadar duygulu bir şairdir. Günümüze gelen eserlerinin sözleri çoğunlukla kendisine aittir.
Şairlerin toplantılarında yaptıkları, kafiye, şiir veya nesir tenkitlerine karışmaz, dikkatleri üzerine çekmeden dinler. Bu arada, Recaizade Mahmud Ekrem Bey’in; “Süzüp süzüp de ey melek, o çeşmi nim-hâbını” isimli şiirini, biraz da Batı’nın vals rüzgârı etkisiyle nihavend makamında yürük semâi usulünde besteler. DEVAM EDECEK
Kaynak: Kaynak: Kaynak: Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MÛSİKÎSİ TARİHİ - 2.Cilt - Sayfa: 39-43
Yılmaz Öztuna: BÜYÜK: TÜRK MÛSİKÎSİ ANSİKLOPEDİSİ - 2.Cilt - Sayfa: 209-212
 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *