Ergenlikte Sessiz Tehlike: Yeme Bozuklukları
Ergenlik… Bir yandan büyüme sancıları, diğer yandan “Ben kimim?” sorusunun yüksek sesle sorulduğu bir dönem. Beden hızla değişirken aynadaki görüntüyle barışmak her zaman kolay olmuyor. İşte tam da bu noktada, çoğu zaman fark edilmeden ilerleyen bir sorun ortaya çıkabiliyor: yeme bozuklukları.
Sadece “İştahsızlık” Değil, Toplumda yeme bozuklukları hâlâ “biraz zayıflama isteği” ya da “ergenlik kaprisi” olarak küçümsenebiliyor. Oysa anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğu; hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı ciddi şekilde etkileyen psikiyatrik hastalıklardır. Özellikle ergenlik döneminde başlayan bu sorunlar, erken fark edilmezse yetişkinliğe taşınabiliyor.
Sosyal Medya, Günümüz ergenleri aynaya bakmadan önce ekrana bakıyor. Filtrelenmiş bedenler, “kusursuz” pozlar ve bitmeyen karşılaştırmalar… Sosyal medya, yeme bozuklukları için verimli bir zemin oluşturabiliyor. Beğeni sayısı özgüvenin ölçütü hâline geldiğinde, yemekle kurulan ilişki de kontrolden çıkabiliyor.
Aileler Ne Görmeli, Sürekli kilo, kalori ya da diyet konuşmaları, Yemek yemekten kaçınma veya gizli gizli yeme, Hızlı kilo kaybı ya da alımı, Yemek sonrası suçluluk, yoğun kaygı, Aynada bedeniyle aşırı uğraşma. Bu sinyaller “geçici bir dönem” diye geçiştirilmemeli. Çünkü ergenlikte başlayan yeme bozuklukları, kalp ritim bozukluklarından hormon dengesizliklerine, depresyondan sosyal izolasyona kadar pek çok soruna yol açabiliyor.
Çözüm Yasaklarda Değil, İletişimde, Yeme bozukluklarının tedavisinde en önemli adım suçlamak değil, anlamak. “Ye de bitsin” demek, çoğu zaman sorunu derinleştiriyor. Uzman desteği, aile iş birliği ve ergenin duygularını ifade edebileceği güvenli bir alan iyileşmenin temel taşlarını oluşturuyor. Ergenlikte yeme bozukluğu bir zayıflık değil, yardım çağrısıdır. Erken fark edilen her belirti, sağlıklı bir geleceğe atılmış güçlü bir adımdır. Bazen bir tabak yemekten daha fazlası vardır mesele; görülmek, anlaşılmak ve kabul edilmek.