HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (130)
ALİ RİFAT ÇAĞATAY (1867-1935)
Ali Rifat Çağatay, 1867 yılında İstanbul’da doğar. Babası Piyade Albay Kaymakam Hasan Rifat Bey, annesi Ayşe Hanım’dır. Özel öğrenim görerek yetiştirilir. İleri düzeyde Fransızca bilir. Arapça ve Farsça’ya da vakıftır. Mûsikîmizin tanınmasında ve yaygınlaşmasında büyük emeği vardır. 2. Meşrutiyet’in ilânından sonra Kadıköy’de kurduğu “Şark Mûsikî Cemiyeti”nin ilk başkanlığını yapar. Bu sıralarda Sadrazam Said Halim Paşa’nın kız kardeşi Prenses Zehra Hanım ile evlenir. Bundan sonra, Kızıltoprak’taki köşkleri, mûsikîşinasların hemen her akşam mûsikî icra ve sohbetlerin yapıldığı mekân olur.
1922 ylında hanımı ile birlikte gittiği Avrupa’da hanımı vefat eder. Bunun üzerine İstanbul’a döner. 1923 yılında Nimet Hanım ile evlenir.
“Türk Mûsikî Ocağı”nı kurar. Yönetici olduğu için icrakârlığı bırakır. Yalnızca bestekârlıkla uğraşır. Artık, beste yapmanın dışında ud çalmayı bırakır adeta.
1927 yılında Muallim İsmail Hakkı Bey’in vefatı üzerine boşalan İstanbul Belediye Konservatuvarı “Tarihi Türk Mûsikîsi Eserleri Tespit ve Tasnif Heyeti Üyeliği”ne getirilir. Vefatına kadar bu görevi sürdürür. Bu yıllarda Rauf Yekta Bey ve Ahmed Irsoy ile Türk Mûsikîsi Klâsiklerinin yayınlanmasına hız verilir. Cemiyet-i Umumiye-i Belediye Üyeliği sırasında bir müddet Darülbedayi-i Osmani’nin Mûsikî Heyeti Reisliğini ve daha sonra Mûsikî Federasyonu Reisliğini de deruhte eder.
Hayatının büyük bölümünün bir kısmını talebe yetiştirmekle geçirir. Mesud Cemil, Udi Sami Bey, Suphi Ziya Özbekkan, Selahaddin Pınar ve Şerif Muhiddin Targan, en meşhur talebelerindendir.
Sâmih Rifat Bey ile Millî Mücadelede Zonguldak ve Havalisi Komutanlığı yapan Cevat Rifat Atilhan’ın büyük ağabeyleridir.
Mûsikî hayatının ilk dönemlerinde Udi Ali Rifat adı ile tanınır. Ünlü ud yapımcısı Manol usta, kendisini davet eder, yaptığı udların göğsünü yapıştırmadan önce imzalatır. Bu imzalı udlar hemen satılır.
Ali Rifat Çağatay, daha sonra Kemençe viyolonsel ve tanbur çalmayı öğrenir. Sesi güzeldir ve eserleri en doğru şekilde bilir. Kızıltoprak’taki köşküne, Ahmet Irsoy, Rauf Yekta Bey, Ziya Paşa, Hanende Hüsameddin, Hoca Ziya Bey, Leon Hancıyan, Udi Nevres Bey, Rahmi Bey, Nuri Doğruer, Dr. Hamid Hüsnü Bey, Kemal Niyazi Seyhun, Refik Fersan, Tanburi Cemil Bey’in yeğeni Hikmet Bey, daha sonraları Münir Nureddin Selçuk, yeğeni Halid Bey, Faize Gergin, Udi Hayriye Örs, Enise ve Fulya Akaydın kardeşler gibi ünlü sanatkârlar devam eder.
Mûsikîmize “Konser Mûsikîsi” havasını vermeyi ilk kez düşünenlerdendir. 1920 yılında Tanburi Cemil Bey’in vefatından dört yıl sonra Cemil Bey’i anmak ve hatırasını yaşatmak için başkanı bulunduğu “Şark Mûsikî Cemiyeti” saz ve ses sanatkârlarıyla bir konser verir. Bu konser için nihavend makamında ağır semâi, “Zülfün görenlerin hep bahtı siyah olurmuş” isimli eseri besteler.
Geleneksel mûsikînin yanı sıra “çok seslilik” üzerinde durur, denemeler de yapar, ancak, tutulmadığı için vazgeçer. Saz eseri formu olan “Medhal”i ilk kullanan odur. Türk Mûsikîsinin usûl, makam ve üslûp olarak bütün inceliklerine vakıftır.
Mehmet Akif Ersoy’a İstiklâl Marşı, 1924_193/ yılları arasında Ali Rifat Çağatay’ın acem aşiran makamındaki bestesiyle okunup, çalınır.
Günümüze 56 eseri ulaşır. 3 Mart 1935 yılında vefat eder. DEVAM EDECEK
Kaynak: Kaynak: Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MÛSİKÎSİ TARİHİ - 2. Cilt - Sayfa: 57-58
Nuri Özcan: İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ - 8. Cilt - Sayfa: 167-168
Yılmaz Öztuna: BÜYÜK TÜRK MÛSİKÎSİ ANSİKLOPEDİSİ - 1. Cilt - Sayfa: 189-191