Biz Onu Yönlendirecektik, O Bizim Amacımız Oldu: Sahi, Kim Kimin Elinde?
Geçen gün bir dostumla kahve içip dertleşirken, muzip bir gülümsemeyle yüzüme baktı ve şöyle dedi: "Yazılarında sürekli dijitale, sosyal medyaya yükleniyorsun. Teknolojiye biraz haksızlık etmiyor musun?"
Eve dönüp sessizliğe çekildiğimde bu söz üzerine uzun uzun düşündüm. Sahi, ben dijitalleşmeye düşman mıydım? Asla. Aksine, hayatımın en güzel, en dönüm noktası diyebileceğim bağlarını o dijital dünya sayesinde kurdum. Sevdiklerime ulaşabildiğim o mucizevi anlardan tutun da, şu an bu satırlar aracılığıyla sizlerin kalbine dokunabildiğim şu dakikaya kadar hayatımın en anlamlı köprülerinde teknolojinin parmak izi var. Dijitali en aktif, en severek ve işine entegre ederek kullananlardan biri de benim.
İşte tam da bu yüzden, benim derdim bir "suçlu" aramak değil. Teknoloji orada duruyor; ne tamamen melek ne de tamamen şeytan. Olay bence tam olarak şurada düğümleniyor: Biz bu muazzam aracı hayatımıza dahil ettik ama onu nasıl doğru kullanmamız gerektiğini bir türlü öğrenemedik
Bizim yönlendirmemiz, bize katkı sağlaması gereken o akıllı araç; yavaş yavaş bizi yönlendiren, bizi şekillendiren ve ne yazık ki hayatımızın tam merkezine oturan bir amaca dönüştü
Efendi miyiz, Yoksa Emanetçi mi?
Şöyle bir geriye çekilip baksak ya kendimize... Teknoloji hayatımıza ilk girdiğinde vadi neydi? Zaman kazandıracak, mesafeleri kısaltacak, hayatı kolaylaştıracaktı. Yani bir "araç" olacaktı.
Peki bugün ne yapıyoruz? Bir kafede oturduğumuzda dostumuzun gözlerinin içine bakarak konuşmak yerine, o anın dijital dünyadaki "vitrinini" tasarlamakla uğraşıyoruz. Beğeniler, bildirimler, sürekli "görünür olma" telaşı derken; hayatı yaşamak için değil, ekranlara malzeme yetiştirmek için koşturur olduk. Uçak bizi bir yere götüren harika bir araçtır ama pilot kokpiti bırakıp rotayı tamamen uçağın inisiyatifine terk ederse, o uçağın dağa çarpmasından uçak mı sorumludur?
Biz o ekranların arkasındaki "insanı", kendi içimizdeki o gerçek cevheri unuttuk. Dijitalleşme bizi zorla ele geçirmedi; biz rehberliği kendi ellerimizle, biraz da tembellikle ona teslim ettik.
Kokpite Geri Dönme Vakti
Teknolojiyi hayatımızdan söküp atacak değiliz, buna gerek de yok. Dijital dünya olmasaydı ne sevdiklerimize bu kadar kolay dokunabilirdik ne de sesimizi dünyaya duyurabilirdik. Ancak dengenin sarsıldığı bu dünyada, aynaya bakıp kendimize şu samimi soruyu sorma vaktimiz geldi:
* Ben mi bu teknolojiyi yönetiyorum, yoksa o mu benim hayatımı yönetiyor?
Gelin suçlu aramayı bırakalım. Dijital dünya suçlu değil; o sadece bizim yalnızlığımızı, onaylanma ihtiyacımızı büyüten dev bir ayna. Şimdi yapmamız gereken şey, o direksiyonun başına yeniden geçmek. Teknolojiyi bizi yöneten bir efendi değil, hayatımızı güzelleştiren bir yoldaş yapmak yine bizim elimizde.
Çünkü hayat, ekranın bize sunduğu kadar değil; o ekrana bakan gözlerimizin derinliği kadardır.