HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (152)
REFİK FERSAN (1) (1893-1965)
Refik Şemseddin Fersan, 1899 yılında İstanbul-Şehzadebaşı’nda doğar.
Babası, Siyavuş Paşa soyundan “Divan-ı Müteferrika Kalemi” Müdürü, musikişinas ve bestekâr Hafız Mehmed Şemseddin Bey, annesi Makbule Hanım’dır.
Babasının sesi güzeldir. Ancak, Refik Bey daha iki yaşındayken babasını kaybeder. Ailece, büyük teyzesinin oğlu olan “Mabeynci” Faik Bey’in Bebek’deki yalısına taşınırlar.
Bu yalıda, haftada iki gün mûsiki dersleri verilir. Tanburi Cemil Bey, Leon Hancıyan, Enderuni Hafız Hüsnü, Lavtacı Andon, Rahmi Bey, Lemi Atlı, Udi ve Kanuni Hasan, Neyzen Aziz Dede, Neyzen Hakkı Dede, Yeniköylü Hasan Efendi ile Yılanlı Yalının sahiplerinden Hacı Muhip Remzi Bey’in oğlu Kanuni Mahmud Bey gibi sanatkârlardan yararlanmak için yetenekli kalfa ve cariyeler de derse gelirler.
Ders sonrasında muhteşem fasıllar yaparlar. Fasıllar genellikle geç saatlerde sona erdiğinden, bu ünlü ustalar çoğu zaman yalıda kalırlar.
Refik Bey, böyle bir ortamda mûsikiye âşina olmaya başlar. Çok şanslıdır, ailece musikiye düşkündürler.
Refik Fersan’da müthiş mûsiki kabiliyeti ve mûsiki kulağı da kendini gösterince ud öğrenmeye başlar. Ancak, tanbur çalmaya karar verir. Faik Bey, Refik’e ders vermesi için Tanburi Cemil’e ricada bulunur.
Böylece, Türk Mûsikîsinin en büyük tanbur virtüözünden tanbur dersleri almaya başladığında yaşı henüz 12’dir.
Kendisi de aynı zamanda tanburi olan Tarihçi Murat Bardakçı, Refik Fersan ile ilgili şu önemli notu düşmüş; “Refik Bey, bugün sadece besteci olarak anılmaktadır ve mûsikîdeki bir başka yönünün tanburiliğinin bahsi bile edilmemektedir artık.
Yedi Sene boyunca Tanburi Cemil Bey’den aldığı dersler neticesinde, hocasının sağ ve sol el tekniğini ne derece kavradığı, taş plâklardaki ilk mızrap vuruşlarından hemen anlaşılır.
Şedaraban (makamındaki) taksimi, tekniğin her çeşidinin yer aldığı 3 dakikalık bir tanbur konçertosu gibidir.
Acemaşiran taksimi, (Türk Mûsikîsinde bir makam) cümle yapılandırmasının mükemmel bir örneğini teşkil ederken, yine bir başka taksimi Sultanıyegâh’ı, romantizmin sınırlarını zorlar.
“Refikası” (kemençeci) Fahire Hanım ile birlikte icra ettiği saz eserleri, ifadeli ve tavırlı bir icranın nasıl olması gerektiğini gösterir ve böyle birçok kaydının var olduğu ama dinlenmediği günümüzde tanburun vaziyeti, açık söylemek gerekirse içler acısıdır.
Bir zamanlar Ali Efendilerin, Cemillerin ve talebelerinin elinde zirveye çıkan bu saz, şimdi “ismi var, cismi yok” haldedir. Tavrı kaybolmuş, tınısı gitmiş, icracısı bol ama kendisi meçhullerde.
Eskilerin ‘nazlı’ dediği parlak sesi solmuş, toklaşmış, artık ud’a yakın sesler tek tek işitilmiyor.
Kaydırmayla yalama arası bir icra.
Sebep, perdelere sağlam basmaya üşenilmesi. Ucu küt, eni dar, ince mızraplar çoktan gitmiş, şimdi kalın, sivri burunluları revaçta.”
(Murat Bardakçı, 1974-1975 sezonunda bendeniz Mehmet Dolgunyürek, Erol Sayan’ın Şefliğini yaptığı “Ankara Türk Müziği Derneği’nde Türk Mûsikîsi ile ilk ciddi öğrenme, tanıma imkânı bulduğumda tanbur çalıyordu. Yâni biz ham ve çömez iken, Murat Bardakçı hem sazına hem notaya ve makamlara vâkıf olarak tanbur çalıyordu. Hocamız Erol Sayan da sazına hâkim bir tanbur sanatçısı idi.)
DEVAM EDECEK
Kaynak: Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MUSİKİSİ TARİHİ - 2. Cilt - Sayfa: 116-119
Murat Bardakçı: Refik Bey. Refik Fersan ve Hatıraları - Sayfa: 18-20
Nuri Özcan: İSLAM ANSİKLOPEDİSİ - 12. Cilt - Sayfa: 412-413
TÜRK ve DÜNYA ÜNLÜLELRİ ANSİKLOPEDİSİ - 4. Cilt - Sayfa: 2135