Çorum
Açık
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
48,4519 %0.24
56,3389 %-0.09
Ara
yazar
İş Geliştirme Proje Yöneticisi
Tüm Yazıları

Eksilerek Çoğalmanın Çıkmazı: Dışarıda Sunduğumuz Resim, İçeride Sönen Sesler

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Kulağa hoş gelen, felsefi bir derinliği varmış gibi duran ama aslında sinsi bir yanılsamayı barındıran bir kabulle yaşıyoruz: "Eksilerek çoğalmak." Zamanımızdan, ruhumuzdan, sevdiklerimizden ve en nihayetinde kendimizden verdikçe büyüyeceğimizi, eksildikçe derinleşeceğimizi sanıyoruz. Oysa hayat, özümüzden harcaya harcaya çoğalmaz; aksine eksile eksile tükenir. Verilen her taviz, ertelenen her duygu, içimizde sessizce büyüyen bir boşluk bırakır.
Modern çağın ve iş dünyasının amansız hızı, görünmez bir el gibi boğazımıza yapışmış durumda. Başarma hırsı, ertelenen hayaller, ailemize ve sevdiklerimize borçlu kaldığımız anlar, vazgeçemediklerimiz... Hepsi aynı dar odanın içinde, duvarlara çarparak yankılanıyor. Bu sıkışmışlıkta hem performans odaklı profesyonel dünyada "kazanan" olmak hem de kendi iç dünyasında sahici bir insan olarak kalabilmek, günümüz insanının yürüttüğü en sessiz ama en ağır mücadeleye dönüşüyor.
Kusursuz Görünümlerin Ardındaki Mental Enkaz
Dışarıya sergilediğimiz yetkin duruş, aktardığımız bilgi ya da kriz anlarında gösterdiğimiz soğukkanlılık, ne yazık ki kendi iç dünyamıza aynı aydınlıkla yansımıyor. Sosyal medyada, toplantı masalarında ya da kartvizitlerde hedeflerini tutturan, her şeyi kusursuz yöneten, mental olarak kaya gibi sağlam duran "başarılı" profiller çiziyoruz.
Fakat o parlak yüzeylerin gerisinde, içten içe kendi kendini yakan bir nesil şekilleniyor. Değerlerini ve benliğini sistemin çarkları arasında yavaş yavaş yitiren, akşam eve döndüğünde kendi iç sesini duyamayacak kadar yorgun düşen, fakat çarkın dönmesi için sabah yeniden gülümseme maskesini takan insanlarla dolup taşıyor etrafımız. Başarı ve yeterlilik tanımları kişiden kişiye değişebilir; ancak günün sonunda asıl mesele, o unvanların altında bir "insan" bırakıp bırakamadığımızda düğümleniyor.
Kendi Sınırlarında "Hayatta" Kalabilmek
İş hayatının veya kişisel yolculuğumuzun içinde başkalarının çizdiği şablonlara uyum sağlamak değil, kendi sınırlarımızın çerçevesinde hem ayakta kalmak hem de ruhsal olarak "hayatta" kalabilmek en büyük zaferdir. Her sorumluluğu üstlenme, her beklentiye yetişme ve her an ulaşılabilir olma zorunluluğundan vazgeçmek bir zayıflık veya pes ediş değil; aksine benliği koruma refleksidir. "Hayır" diyebilmek, sınır çekebilmek ruhun öz savunma mekanizmasıdır.
Ruhun iflas ettiği bir kariyer zirvesi, dışarıdan bakıldığında kazanılmış en büyük zafer gibi görünebilir; ancak insanın kendi iç dünyasında kaybettiği en ağır savaştır. Gerçek başarı; dış dünyanın onayını almak, alkış toplamak uğruna içimizdeki ateşi söndürmek değildir. Gerçek başarı; o daraldığımız odanın duvarlarını fark etmek, sınırları yeniden çizmek ve kendi özümüzle yeniden bağ kurabilmektir. Çünkü insan, eksilerek çoğalmaz; ancak kendini tamamladıkça çoğaltır.
 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *