HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ (157)
REFİK FERSAN (6) (1893-1963)
Yıllarca tanbur dersi aldığı hocası Tanburi Cemil Bey, kendi yönetimindeki mûsiki heyeti ile birlikte, Refik Fersan’ın teyzesinin oğlu, Padişahın Mabeyincilerinden Faik Bey’in (1870-1937) Yeniköy’deki yalısında verdiği, zamanın vükelâsı ve saraya mensup mabeyincilerin de davetli olduğu konser gecesini şöyle anlatır; “Konser gecesinden bir gün evvel, Sultan Hamid’in Fransa’dan avdet eden (gelen) kuyumcubaşısı Jak Harunaçi, yanında sülün gibi uzun boylu bir Fransız kızıyla salona giriyor. Jak, Paris’te iken bu güzel kızı görüp beğenmiş ve evlenmiştir. Tanburi Cemil’den Kemençe ile bir taksim ve tanburla Tahirbuselik Peşrevini rica ediyorlar.
Cemil merhum, kemençesiyle taksime başlıyor. Ortamda tık yok, herkes mest olmuş, hayranlıkla Cemil’in harika nağmelerini dinliyor. Cemil’de öyle bir tulûat var ki bu akşam o güzel kadının karşısında harikalar yaratıyor hatta taksimin arasına bazen Garp nağmeleriyle ufak bir vals uyduruyor ve derhal yine kemâli maharetle taksime geçiyor.
İlk defa alaturka mûsikiyi ve Cemil’i uzaktan dinleyen ve hiçbir şey anlamadığı için alâka göstermeyen bu güzel kadın, gayri ihtiyari diğer samiinden (dinleyicilerden) ayrılarak Cemil’e yaklaşıyor ve karşısından mest olmuş gibi güzel gözlerini dikmiş, Cemil’in, ufacık bir sazın (kemençenin) telleri üzerindeki parmaklarına bakıyor.
Kadın, göz yaşlarıyla Cemil’in karşısında bir sandalyeye kendini atmış, bu ufak saplı acaip sazda nasıl bir maharet ve sürpriz yapabildiğini, daha da neler yapabileceğini hayran hayran takip ediyor. Cemil Bey taksimi ikmal ediyor (tamamlıyor) ve alkışlar arasında tanburunu alarak Tahirbuselik Peşrevine geçiyor. Cemil Bey, kendisine has bir üslûp ile Peşreve başlıyor. Dördüncü haneyi o kadar süslüyor ki hepimiz hemen her zaman Cemil Bey’den dinlediğimiz bu peşrevde, tanburda kabil-i icra olamayacak derecede müşkül olan bu nağmeleri hiç işitmediğimiz için bu harika karşısında kendimizi adeta kaybettik.
Peşrev biter bitmez bu güzel kadın yerinden fırladı. Cemil’in boynuna sarıldı, ellerini öptü. Cemil merhumun bu esnadaki mütevazı hali tasvir olunmaz.
Bütün davetliler bu muhterem eli bizzat sıkmak için bekliyorlar. Bir taraftan da kendinden geçmiş bu güzel kadının halini tetkik ediyorlardı. Kadıncağız, adeta kendini kaybetmiş bir halde hemen, kocasının Paris’te nişan yüzüğü ile birlikte taktığı kıymetli bir yakut yüzüğü parmağından çıkararak, Fransızca; “Kocamın bana ilk verdiği, en sevdiğim hediyesi, bu yüzüktür fakat bu bana lâyık değil, sizin parmaklarınıza lâyıktır” diyerek bu kıymetli yüzüğü Cemil’in parmağına güzel elleriyle takıyor ve bu parmakları öpüp, yüzüne, gözüne sürüyor.
Refik Fersan, hocası Tanburi Cemil Bey’in verdiği tanbur için yazdığı peşrevleri, çok çabuk öğrendiği eserleri tanburla akıcı bir biçimde çalar. Baytar’ın Gülizar Peşrevi buna bir örnektir.
Notası çok ileri derecededir. Bilmediği bir eseri ne kadar güç olursa olsun bir nazarda hakkını vererek ve tanburda notaya bakarak süratli ve hatasız çalar.
20. yüzyılda yetişen az sayıda bestecilerden biri olan Refik Fersan, çok çeşitli formlarda eser besteler. Sözlü eserleri; fantezi türündeki şarkılardan, büyük formların en çok ve ustalık isteyeni “Kâr-ı nâtık”a kadar uzanan form çeşitliliği gösterir. Güfteleri seçmede titizdir. Gerek aruz vezniyle gerekse hece vezniyle yazılmış olan, güfteye uymayan seslere, zorlamalara rastlanmaz. DEVAM EDECEK
Murat Bardakçı: Refik Bey - Refik Fersan ve Hatıraları - Sayfa: 102-109
Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MUSİKİSİ TARİHİ - 2 Cilt - Sayfa: 116-119
TÜRK ve DÜNYA ÜNLÜLERİ ANSİKLOPEDİSİ- 4. Cilt - Sayfa: 2135