Diyette Psikoloji Ne Kadar Önemli?
Bir pazartesi sabahı büyük bir kararlılıkla diyete başlarız. Buzdolabını düzenler, alışveriş listemizi hazırlar ve kendimize “Bu kez olacak” deriz. İlk birkaç gün her şey yolunda gider. Ancak yoğun bir iş günü, stresli bir akşam, bir davet ya da yalnızca canımızın istediği bir yiyecek karşımıza çıktığında işler değişebilir. Bir anda kendimizi “Diyeti bozdum, artık hiçbir anlamı kalmadı” derken bulabiliriz. Oysa çoğu zaman sorun yediğimiz bir dilim pasta ya da kaçırdığımız tek bir öğün değildir. Asıl önemli olan, o andan sonra kendimize ne söylediğimizdir. Beslenme yalnızca ne yediğimizden ibaret değildir. Nasıl hissettiğimiz, stres düzeyimiz, uyku düzenimiz, günlük alışkanlıklarımız, sosyal çevremiz ve yiyeceklerle kurduğumuz ilişki de beslenme davranışlarımızı etkiler. Stresli olduğumuzda daha fazla yeme isteği duyabilir, mutsuz olduğumuzda yiyecekleri kendimizi rahatlatmanın bir yolu olarak görebilir veya uzun süre çok katı kurallar uyguladığımızda bir noktada kontrolümüzü kaybetmiş gibi hissedebiliriz. Bu nedenle sürdürülebilir bir beslenme düzeni oluştururken yalnızca “Ne yiyeceğim?” sorusunu değil, “Neden yiyorum?” sorusunu da sormamız gerekir.
Diyet sürecinde en sık karşılaşılan düşüncelerden biri “Ya hep ya hiç” yaklaşımıdır. Örneğin akşam yemeğinde planın dışında bir tatlı yediğimizde “Bugün zaten bozuldu, bari istediğim her şeyi yiyeyim” diyebiliriz. Böylece tek bir tatlı bütün güne, hatta bazen birkaç güne yayılan bir kontrol kaybına dönüşebilir. Oysa sağlıklı beslenmek kusursuz olmak değildir. Bir öğünde fazla yemek, bir tatlı tüketmek veya planın dışına çıkmak başarısız olduğumuz anlamına gelmez. Önemli olan bir sonraki seçimdir. Bir öğün dengeden çıktıysa kendimizi cezalandırmak, ertesi gün aç kalmak ya da ağır kısıtlamalara başvurmak yerine normal beslenme düzenimize geri dönmek çok daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir yaklaşımdır.
Diyet sürecinde kendimizle kurduğumuz iletişim de en az beslenme planımız kadar önemlidir. “İradesizim”, “Ben zaten kilo veremem”, “Hiçbir zaman istediğim kiloya ulaşamayacağım” gibi cümleler motivasyonumuzu artırmak yerine suçluluk ve umutsuzluk duygusunu besleyebilir. Bunun yerine “Bugün istediğim gibi gitmedi ama nedenini fark ettim”, “Bir sonraki öğünde dengemi yeniden kurabilirim” veya “Değişim zaman alıyor ve ben bu süreci öğreniyorum” diyebilmek, kişinin sürece daha sağlıklı bakmasını sağlar.
Bazen ihtiyacımız olan şey yeni ve daha katı bir diyet listesi değil, beslenmeye bakış açımızı değiştirmektir. Kendimize sürekli yasaklar koymak yerine dengeli seçimler yapmayı, fiziksel açlık ile duygusal yeme isteğini ayırt etmeyi ve küçük kaçamakları başarısızlık olarak görmemeyi öğrenmeliyiz. Çünkü sağlıklı beslenme birkaç haftalık bir ceza programı değil, yaşam boyu sürdürülebilecek alışkanlıklar bütünüdür.
Unutmayalım ki kilo verme yolculuğunda değişmesi gereken yalnızca tabağımız değildir. Bazen önce düşüncelerimizi, kendimize karşı kullandığımız dili ve yiyeceklerle kurduğumuz ilişkiyi değiştirmemiz gerekir. Çünkü kalıcı değişim yalnızca tartıda başlayan bir süreç değildir; çoğu zaman insanın kendi zihninde verdiği bir kararla başlar.